Ad
Ad
Ad
Author

admin

Browsing

Kadın hastalıkları yaz ayları dönemlerinde belirgin olarak artmaktadır. Sıcakların aşırı yükselmesi, terleme miktarında artış, uygun olmayan hijyen koşulları başlıca nedenler arasındadır.Araştırmalar özellikle hamilelerde daha fazla olmak üzere tüm kadınların jinekolojik sorunlarının arttığını göstermektedir. Jinekolojik problemler olarak vajinal enfeksiyonlar ve mantar şikayetlerinde artış yanında, paraziter enfeksiyonlar, besin zehirlenmeleri, idrar yolu enfeksiyonları, güneş yanıkları, sıcak çarpmaları da sık yaşanan sıkıntılardır.

Gebelerde ise bunların yanında özellikler aşırı sıcaklara bağlı olarak sıvı ve tuz kaybı ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir. Tansiyon düşüklüğü, yorgunluk, halsizlik ve kramplar gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Susuzluğun daha ileri aşamalarında hamile kadınlarda erken doğum bile söz konusu olabilir.

Yaz aylarının yaklaşması ile birlikte kadınların kendilerine özel bir özen göstermeleri gerekmekte. Bu yazımızda yaz aylarında kadınların nelere dikkat etmeleri konularında sizleri bilgilendireceğim.

Yazın kadınlarda hastalıklara neden olan etkenler nelerdir?

Vajinal enfeksiyonlarda artış:

Yaz aylarında vajinal flora bozukluğuna bağlı vajinal enfeksiyonların sıklığı artmaktadır. Vajinal florayı bozan şartlar: Hormonal değişiklikler, sıcak nedeni ile genital bölgenin nemli ve havasız olması, adet kanaması veya sık cinsel ilişki, yaz aylarında ev dışında ortamlarda vakit geçirilmesi, hijyenik olmayan tuvaletler kullanılması, sık sık denize veya havuza girilmesi, ıslak mayo bikini ile kalınması, susuzluk, uykusuzluk. Yaz aylarında vajinal flora bozukluğuna bağlı vajinal enfeksiyonlar yanında trichomonas vaginalis, gonore, klamidya gibi cinsel yolla bulaşan hastalıkların oranları da artabilir.

İdrar yolları enfeksiyonları

Yaz aylarında idrar yolu enfeksiyonları sıklığı da artmaktadır. Sık ve ağrılı idrara çıkma, idrarda renk değişikliği, tuvalet sonrası idrarın bitmeme hissi gibi belirtiler olabilir. Sistit mesanenin enfeksiyonu iken mikropların yukarı doğru yayılarak böbreklere doğru gitmesi böbrek iltihaplarına yol açabilir. İdrar yolları veya genital enfeksiyonlar sadece yaza bağlı faktörlerle ortaya çıkmaz. Vajinal floranın dengesinin bozulması, diğer nedenle alınan antibiyotikler, doğum kontrol hapları, şeker hastalığı bu faktörler arasında yer alır.

Parazitler ve besin zehirlenmeleri

Yaz döneminde sıkça görülen bir diğer problem ise parazit enfeksiyonlardır. Yaz aylarında bu tür parazitler canlanırlar ve canlıların doğayla olan ilişkileri sıklaştıkça canlılara geçmeye başlarlar. Kene gibi parazitler yaz aylarında daha çok canlanırlar ve doğada sıklıkla görülmeye başlarlar. Bunun dışında açıkta satılan yiyecek ve içecek tüketimi hastalarda parazit enfeksiyonlarının oluşmasını tetikler.

Besin zehirlenmeleri de yaz döneminde sıkça karşılaştığı bir sorundur. Bunun en büyük nedeni yiyeceklerin yazın sıcakta açıkta bırakılmasına bağlı çok çabuk bozulmaları ve toksinlerin ortaya çıkmasıdır. Bu durum barsakta bakteri enfeksiyonlarına neden olarak ishale bağlı vücutta sıvı kaybı oluşturur.

1-Bu hastalıklardan kaçınmak için nasıl önlemler almak gerekir?

Yaz aylarında vajinal ve idrar yolu enfeksiyonlarından korunmak için hijyenik tedbirlerin yeterince alınması gerekmektedir. Vajina içini yıkamaktan kaçınılmalı, vajinal duş ürünleri kullanılmamalıdır. Ped kullanımı havasız bir ortam yarattığından, günlük olarak kullanılmamalıdır. Vajinada kötü kokulu akıntı, yanma, kaşıntı gibi şikâyetler olması durumunda mutlaka doktora başvurulmalıdır.

Kadının vajinal bir enfeksiyon kapması durumunda akıntı veya kaşıntı olabilir. Akıntı mantar enfeksiyonlarına bağlı olduğunda peynir kırıntısı, süt kesiği gibi bir akıntı; mikroplardan kaynaklanan enfeksiyonlarda ise kötü kokulu, sarımsı ve yeşilimsi bir akıntı olabilir. Bu durumda acilen doktora gidilmesi tavsiye edilir. Bunlar ihmal edildiğinde daha ciddi sorunlar oluşabilir.

Az su içmek idrar yolu enfeksiyonu yapabilir. Sıvı alımının azlığı, sıklıkla idrar yolu enfeksiyonlarının görülmesine neden olur. İlerlemiş idrar yolu enfeksiyonları kadınlarda idrar yaparken yanma ve sık idrar gitme şikayetlerine neden olabilir. Bu nedenle günde en az 2 ila 3 litre arasında su alınması gerekir. Sıcaklık arttıkça su içme oranı da artırılmalıdır. Yenilen meyve ve sebzelerin bol su ile yıkması, aşırı yağlı, tuzlu ve baharatlı yemeklerden sakınılması önerilir.

2-Yazın sıcakta giyilen dar ve sıkan kıyafetlerin kadın sağlığına zararı var mıdır?

Yaz aylarında aşırı sıcaklarda havalandırmayı bozan dar ve sıkan kıyafetler ve pantalonlar giyilmemelidir. Sıcak deniyle nemi artıracağından dar giyim tarzı yerine bol kesimli giyim tarzı benimsenmelidir.

Bunun dışında günlük ped kullanmak sakıncalıdır. Sırf bu alışkanlıktan dolayı kadınlarda mantar oluşabilir. Kadınların adet dönemini rahat hareket etmelerini sağlayan vajinal tamponlar sık aralıklarla değiştirilmelidir. Özellikle yoğun kanamanın olduğu dönemlerde en fazla 3 saatte bir tamponun değiştirilmesi gerekir. Bu sürenin uzun olması halinde ciddi sayılan hastalıklar meydana gelmektedir. Kadınlar zorunlu zamanlarda tamponla denize girebilir. Yaz aylarında havuz veya denize girerken tampon kullanılabilir ve sudan çıkar çıkmaz değiştirilmelidir. Ek olarak adet döneminde uzun süre suda kalınmamalıdır.

3-Yazın özellikle iç çamaşırı seçimi nasıl olmalıdır?

Her ne kadar güzel ve seksi çamaşırlar kadınlar için vazgeçilmez olsa da pamuklu olmadıkları zaman nemi çekemediklerinden hava dolaşımını engellemektedirler. Yaz aylarında giyiminizi tamamen pamuklu iç çamaşırlarından oluşacak şekilde ayarlamalısınız. İç çamaşırlarından pamuklu olanların tercih edilmesi havalanmayı sağlayan bir etkendir, çamaşırları ikinci gün kesinlikle kullanmamalı, her gün değiştirilmelidir. Çok terlediğiniz durumlarda ise mutlaka pamuklu da olsa iç çamaşırınızı kuru olanla değiştirmelisiniz.

Ağız kokusu veya kötü nefes sorunu yüzyıllardır insanoğlunun vebası gibi bir şeydir. İnsanlar, ağız kokusunu giderebilmek için eski yunanlılardan bu yana gelmiş olan ardıç tohumu ve kökü, selvi ağacı yaprağı ve biberiye yaprağı, tarçın, adaçayı gibi maddeleri gargara yaparak kullandılar. Ayrıca beyaz şarap, anason tohumu ve mürdüm eriği suyunu, ağızlarını durulamak için sık sık kullandılar.

Hala daha dünya genelinde kalıcı ve tümden çözüm bulunamamış olan bu sorundan kurtulmak için rutin şeklinde kullanılabilecek bazı ev ilaçları bulunmaktadır. Bunlar çoğu insan tarafından sık sık kullanılmaktadır. Bu çözümler için gereken malzemeler, malzemelerin hazırlanışı ve hazırlanana ilacın uygulanışı hakkında tüm detayları sizinle paylaşacağız.

Belki arkadaşlarınız ağız kokunuzdan rahatsız olsa da size bir şey söyleyemeyebilir. Belki bu durum onlarla aranızı bozmayabilir. Ama örneğin bir iş görüşmesine gittiğinizde konuşma sırasında karşı tarafın bu kokuya maruz kalması sizin için vahim bir durum oluşturabilir. Gözlerinde kalacak kötü bir intibah sizin işi alamamanıza bile yol açabilir.

Ağız kokusu birçok nedenden oluşabilir. Bu kokunun farklı şekillerde oluşumu da mevcuttur. Çoğu zaman kötü nefes, fırçalanmamış dişler veya çalkalanmamış ağızlarda oluşur. Dişlerinizin etrafını kaplayan diş plakları adeta bakteri yuvalarıdır. Yediğiniz yemeklerin artıkları bu plakların aralarında kalarak kısa sürede bakteri üretimine başlar. Bu durumda biriken bakteriler diş plaklarına zarar verirken aynı zamanda pis bir koku oluşumuna neden olur. Bu yüzden de ağız kokuları oluşur.

Kalıcı ağız kokusu, teşhis edilmemiş çürük veya periodontal (diş eti) hastalıklar gibi tedavi edilebilir ağız sorunları nedeniyle olabilir. Bazen kırık diş dolgusu, yiyecek parçacıklarının saklanması için oldukça ideal yerlerdir. Bu yüzden böyle durumlarda lütfen diş doktorunuza başvurun. Devam eden ağız kokusunun bazı başka nedenleri (örneğin, bir sinüs veya akciğer enfeksiyonu) olabilir. Solunum yolu veya gastrointestinal sistem ya da sistemik (vücut genelinde) iltihaplanma veya tahriş olma gibi durumlardan da kaynaklanabilmektedir. Örneğin diyabet, nefesinize hoş olmayan bir koku verebilir.

Tabii ki, yediğiniz besinlerin kokuları da geçici olarak ağız kokusu yaratabilir. Sarımsak, soğan ve alkol gibi gıdaların güçlü kokuları ağza yerleşir. Ağza yerleşmenin yanı sıra kana da karışarak terleme sırasında vücuttan atılabilir ve kötü kokmanızı sağlayabilir. Nefesinizde ekşi ve acımtırak bir koku oluşmasının bu nedenleri geçicidir.

Ağız kokusu için ev tedavileri

Kötü nefese sahip olmamak için evde uygulamanız gereken bazı yöntemler vardır.

Şimdi sizinle o yöntemleri paylaşacağız:

  • Ağzını temiz tutun. Günde en az iki kez dişlerinizi iyice fırçalayın ve her gün diş ipi kullanın. Gıdaların kalıntılarından üreyen bakteriler dişler arasında sıkışmış bir şekilde kalır ve buradan en iyi diş ipi ile temizlenebilir. Eğer o bakterilerin yok olması sağlanmazsa, ağzınızın kokusu güzel olmayacaktır. Periodontal hastalıklar kronik olarak kötü nefese neden olabilir.
  • Dilinizi çok temiz tutmalısınız. Dilinizin üzerinde de birçok bakteri birikmektedir. Bazı bakteriler çok dayanıklı ve yapışkan olabildiği için dil üzerinde sıkıca kendini tutabilir. Bu bakteri su ve yemekle yok aşınmaz. Bu bakterilerden kurtulmak için dil temizleyicilerini kullanmanız en rahat ve etkili çözüm olacaktır.
  • Protez dişler. Protez dişler takıyorsanız (daha çok yetişkinlere bir uyarıdır) mutlaka akşam yatmadan önce takma dişlerinizi çıkararak sterilize edilmiş suyun için koymalısınız.
  • Islak ağız. Ağız kuruluğu, kötü kokulu nefese neden olabilir. Tükürük ağzı temizlemeye yardımcı olur. Dişleri plakları üzerindeki yiyecek parçacıklarının yıkar ve doğal antibakteriyel eylem gerçekleştirir. (Azalan tükürük akışı, sabah uyandığınızda nefesin kokuyor olmasının nedenini açıklar.).
  • Stres olmamalı. Stres birçok kötü etki taşır. Kaygı ve korkuya bağlı olan stres enzimlerin çalışmasını durdurabilir. Bu psikolojik etki beynin çalışmasını etkiler ve enzim üretimini azaltarak ağızda kurumaya neden olabilir. Bu kuruma ise koku oluşumunun kaynağı olur.
  • Güçlü kokuya sahip gıdalardan kaçının. Sarımsak ve soğan, diğer gıdalarla kıyaslandığında çok kuvvetli asidik bileşenlere sahiptir ve aynı zamanda koku yapar.
  • Koku geçici de olsa etraftakilere aşırı rahatsızlık verebilir. Kana karışan bileşenleri terleme yolu ile de atılır ve böylece çevreye kötü bir koku yaymaya başlarsınız.
  • Absorbesi zor besinler. Absorbesi zor olan balık, deniz yosunu ve diğer deniz ürünleri, diş aralarında kaldıktan bir süre sonra fosfor ve A vitamininin dayanma seviyesinin düşüklüğü nedeniyle koku yapar. Bu koku gerçekten mide bulandıran dehşet bir kokudur.

Ağız kokusu için doğal ilaçlar

Bu konudan muzdaripseniz ve ağız kokumu geçiremiyorum diyorsanız, yazının devamında sizinle paylaşacağımız yöntemleri kullanmanızı tavsiye ederiz. Bu yazıda mutlaka işinize yarayan bir çözüm bulabileceksiniz.

  • Kabartma tozu. Kabartma tozu, dişlerinizi temiz tutabilmeniz ve taze bir nefes alabilmeniz için harika bir yoldur. Daha taze bir nefes için avucunuza biraz kabartma tozu serpin ve ardından nemli bir diş fırçasını kabartma tozuna batırarak iyice fırçaya bulaşmasını sağlayın. Ardından bu fırça ile çok bastırmadan dişlerinizi fırçalayın. Hatta mümkünse, yani mideniz kalkmazsa, dilinizi de fırçalamanız çok daha etkili sonuç almanızı sağlayacaktır. Günde iki kez bunu uygulayabilirsiniz.
  • Su. Su ağız kokusunu önlemek için önemlidir. Yemeklerden sonra ağzınızda mutlaka gıda parçacıkları kalmaktadır. Bunların büyük bir kısmını temizlemek için suyu kullanmalısınız. Suyu ağzınıza alarak 20 saniye kadar çalkalamanız ve arkasından tükürmeniz yeterlidir. Bunu yemek yedikten sonra 3 kere arka arkaya yapmanız yemek artıklarının çok büyük bir kısmının ağzınızdan gitmesini sağlayacaktır. Su ile güçlü bir çalkalama diş plakları arasına sıkışan yemek parçalarını bile yerinden söküp çıkarabilir.
  • Taze sebze. Taze sebzeler (başlıca havuç ve kereviz gibi) plaklardaki kirlenmeye karşı etkili bir mücadele verir ve nefesinizin kokusunu güzel kılar.
  • Peynir. Peynir, plak ve ağız kokusuyla savaşır. Bir süt ürünü olan peynirin içindeki bileşenler, diş plaklarının üstündeki ve aralarındaki yemek kalıntılarını adeta silip süpürebilir ve aynı zamanda ağız kokusuna neden olan bakterileri de yok eder. Bu nedenle sık sık peynir tüketmeye özen gösterin. Az yağlı peynir tüketmenizi tavsiye ederiz.
  • Aromatik baharatlar. Aromatik baharatlar dediğimiz grup, tohumları çiğnenerek kullanılabilen karanfil, kakule gibi otlardan oluşabileceği gibi yemeklerde de kullanılabilen rezene gibi Güney Asya ve Orta Doğu yaygınlaşmış otları da içinde barındırır. Yemekte kullanılan baharat tohumları da, çiğnenen baharat tohumları da kötü nefesi engellemeye yardımcı olabilir. Bunu içinde bulundurdukları antimikrobiyal özellikleri sayesinde sağlarlar.

Ağız kokusu çok eski zamanlardan bu yana insanlığın bir sorunu haline gelmiştir.Kesin ve kalıcı bir çözümü olmasa da yazımızda okuduğunuz yöntemlerden birini ya da birkaçını rutin bir şekilde kullanmanız durumunda bu sorundan kolayca kurtulabilirsiniz. Dişlerinize iyi bakın. İyi bakmadığınız sürece çürüyebilirler ve onları kaybedebilirsiniz. Tabii ki yerine protez dişler ya da implant dişler takılabilir. Dişsiz kalmazsınız fakat hiçbir yapay diş kendi dişiniz gibi olmaz. Geri dönüşü olmayan bir yola girmek istemiyorsanız dişlerinizi yumuşak ve kaliteli fırçalarla (yani yıpratmadan) her gün en 2 en çok 4 kez fırçalayınız.

Diş ağrısının nedeni olabilecek çok sayıda diş veya diş eti  hastalıkları ile bir takım sağlık sorunları mevcuttur.

Diş ağrısına neden olabilecek diş ve diş eti sorunları şu şekilde sıralanabilir:
– Diş çatlağı
– Diş kırığı
– Diş çürüğü
– Diş apsesi
– Diş enfeksiyonu

Bunlar dışında ağzını açıp kapamakta zorlanmanıza neden olabilecek eklem sorunları ise şu şekilde sıralanabilir:

– Gingivit
– Periodontit
– Temporomandibuler

Birden fazla diş ağrısı farklı faktörler nedeniyle aynı anda ortaya çıkabilir. Bu durumun önüne geçmek için tıbbi yöntemlerin yanı sıra bazı bitkisel çözümler diş ağrısı tedavisinde kullanılabilir. Bitkisel çözümler kimyasal tedavilerden daha sağlıklıdır. Ancak yine de bu bitkisel çözümler kullanılmadan önce mutlaka diş doktorunuza başvurmanız gerekmektedir. Çünkü bazı bitkisel tedavilerin diş ve diş eti yapınıza ters düşen yan etkileri olabilir. Doktorunuza danışmadan uygulayacağınız bitkisel tedaviler dişlerinizin daha kötü bir duruma düşmesine neden olabilir.

Diş sorunları

Kişilerin karşılaştığı diş sorunları şu şekilde sıralanabilir:

– Diş çürüğü
– Pulpitis
– Periapical apse
– Gömülü dişler

Kırık dişler şiddetli diş ağrılarına sebep olmaktadır. Dişlerde oluşan kırıklar köklere kadar ulaştığı için ağrıya neden olmaktadır. Dişlerin köklerinde sinir uçları bulunmaktadır. Kırıldığında diş köklerine kadar görülen zarar köklere kadar az da olsa hava girmesini sağlar. Bu giren hava sinir uçlarına da temas eder ve bu da bizim acı çekmemize neden olur.
Diş kırıkları ve diğer diş sorunlarının en çok görülme nedeni bozuk ağız yapısıdır. Bebekken oyuncak kemirme ya da doğuştan güçsüz diş minelerine sahip olma gibi bazı koşullar nedeni ile dişler düzenli olmayan bir yapıda gelişim gösterebilir. Bu düzensizlik, dişlerin birbirlerini iteleyerek kalıcı düzenini almasına kadar devam eder. Alt ve üst çenedeki dişlerin hizaları birbirlerine uyumlu olmadığında çiğneme ve konuşma gibi ağız hareketleri sırasındaki diş sürtünmeleri nedeniyle diş sorunları oluşabilir.

Diş sağlığı bitkilerin kullanımı

Diş ağrısına iyi gelen bitkiler eski zamanlarda ilk olarak diş temizliği için kullanılmaya başlanmıştır. Daha sonrasında dişlerdeki etkisi göz önüne alınarak diş çürümesinin ve diğer diş sorunlarının belirtilerinin önüne geçmek için kullanılmaya başlanmıştır. Bu otlar daha çok anti-bakteriyel ve antifungal özellikler içermektedir. Bu özellikleri ile diş çürüğüne ya da tartarına neden olan bakteri ve mikropları ortadan kaldırırlar. Diş doktorlarının da kullandığı tıbbi ilaçlarının tamamı tarihten bugüne kullanılan otların özlerinden ve laboratuar ortamlarında elde edilen bileşenleri ile yapılmaktadır.

Gümüşdüğme Bitkisi

Gümüşdüğme, tarihsel olarak diş ağrılarının tedavisinde kullanılan bitkisel bir ilaçtır. Bu bitki, ağrı giderici, sinir yatıştırıcı ve uyutucu özelliklere sahip uyku hali yaratan bir bitkidir. Bu bitkinin tüm özellikleri en ayrıntılı ve doğru bir şekilde “Bitki Tedavi Kılavuzu” adlı kitabın yazarı olan bitki uzmanı Ed Smith tarafından kaleme alınmıştır. Tıbbi adı Piscidia erythrina olan bu Jamaika kızılcık otu, diş ağrıları, eklem ağrıları ve siyatik siniri ağrıları gibi vücutta oluşabilecek ağrıların tedavilerinde kullanılabilmektedir. Ancak bu bitkinin içerisindeki kuvvetli yatıştırıcı bileşikler yaş fark etmeksizin tüm insanlarda doğru dozda kullanılmalıdır. Doğru dozda kullanılmadığı sürece ciddi hastalıklara ve sorunlara yol açabilir. Bu yüzden Jamaika kızılcık otunu kullanmadan önce mutlaka doktorunuza başvurmanız gerekmektedir.

Uyarı

Diş ağrıları günlük hayatınızda yapmak istediğiniz ve yaptığınız şeyleri engelleyebilir. Bu da yaşam kalitenizin düşmesi anlamına gelmektedir. Bunu engellemek için tabii ki otlar ve başka yatıştırıcılar kullanılabilir. Ancak bu otların birçok yan etkisi bulunmaktadır. Bu yan etkiler ciddi tehlikeler içermektedir. Otların neden olduğu yan etkileri engellemek için ve doğru dozda kullanılması için mutlaka doktora başvurulması gerekmektedir.
Diş ağrıları ve şişmiş diş eti herhangi bir fizyolojik duruma bağlı değildir. Bu sorunlar ne yaşa ne de cinsiyet bağlı olarak gelişmektedir.

Diş eti şişmesi şu nedenlerle oluşabilir:

– Kırık diş gibi
– Çeşitli ağız yaralanmaları
– Dişeti iltihabı
– Dişlerin kötü bakımı
– Dişlere zarar veren gıdalar

Bu durum gülümseme, yemek yeme, nefes alma ve hatta konuşma durumlarında bile zorluklar çıkarabilir ve yaşantımızı etkileyebilir. Tedavisi için ve belirtilerini hafifletmek için bir takım önlemler almak önemlidir.

Tahriş edici durumlardan kaçının

Uzmanların yaptığı araştırmalara göre bazı reçetesiz ve onaysız gargaralar ve diş macunları, diş ve diş eti tahrişine neden olabilir. Alkol ya da diğer tahriş edici maddelerin içinde bulunduğu diş araç gereçlerine karşı duyarlı olunarak markası bilinen ve doktorlar tarafından onaylanan diş macunu ve gargaraların kullanılması gerekmektedir. Buna ek olarak, tütün ürünleri de diş etlerini rahatsız edebilir. Diş etlerini rahatlatabilmek için çeşitli nikotin replasman ürünleri, ilaçlar ve yardımcı olacak besinlerle nikotin bağımlılığı kırmak işe yarayacaktır.

Diş ağrısı ve diş eti iltihaplanmasından kurtulmanın yolları şu şekilde sıralanabilir:

– Viski

Viski alkollü içecekler arasında en çok uyuşturucu etkiye sahip olanıdır. Bu yüzden diş ağrısı ve diş eti iltihaplanmasına karşı kullanılması belirtilerin yok olmasını ve rahatlamayı sağlayacaktır. Viskiden tüm ağzınızı dolduracak kadar bir yudum alarak bu yudumu 3 dakika kadar ağzınızda tuttuktan sonra tükürmeniz gerekmektedir. Bu şekilde ağrıyan diş ya da iltihaplanan diş uyuşur ve durumun belirtileri yok olur.

– Diş ipi

Dişlerinizin arasında sıkışan gıda parçacıkları bazen diş ve diş eti ağrısı neden olabilir. Bu durumdan kurtulmanız için, yani sıkışan gıda parçalarını çıkarmanız için yapabileceğiniz en doğru yöntem diş ipi kullanmaktır. Tüm uzmanlar diş ipi kullanımını önermektedir.

– El masajı

Ellerinizi bir buz küpü ile soğutarak masaj yapmanız faydalı olacaktır. Diş doktorlarının önerdiği masaj şekli; işaret parmağı ile baş parmağın birleştiği bölgeyi çenenizi ucuna yaslayarak işaret ve baş parmakları alt çene kemiğine yaslamanız ile yapılan masajdır. Bu masajı çok bastıramadan, alt çene kemiği üzerindeki deriyi ileri geri oynatarak yapmanız gerekmektedir. Eliniz normal sıcaklığa döndüğünde tekrar soğutarak devam etmelisiniz. Bu işlemi ağrınız dinene kadar uygulayabilirsiniz.

– Ağrı kesici ilaç

Ağrı ve iltihaplanma nedeni ile şişmiş diş etlerinde ve diş ağrılarında belirtilerin geçmesi ve rahatlatmanız için ibuprofen içeren ağrı kesicilerin kullanılması faydalı olacaktır. Bunlar dışında aspirin veya Parasetamol (asetaminofen) yutmanız da işe yarayacaktır. Bu ilaçları kullanırken, prospektüslerinde yazan doz kadar alarak paket yönergeleri izlemeniz şarttır.
Uyarı: Aspirin kullanımı tehlike içermektedir. Özellikle ergenlik çağını bitirmemiş kişilerde kullanılması hayati risklere yol açabilir. Aspirinde bulunan bir madde ergenliğini bitirmemiş çocuklarda reye adında bir sendroma neden olabilir. Bu yüzden ergenliği bitmemiş çocuklarda asla aspirin kullanılmamalıdır. Diş doktorlarından genellikle korkulur. Ancak bu fobi yenilmeli ve dişler rutin olarak diş doktoruna kontrol ettirilmelidir. Ağız sağlığı çok önemlidir ve bu sağlığın bozulmaması için dişlerin mutlaka sağlıklı olması gerekmektedir.

Doğum sonrasına dair yeni anne adaylarının çoğunda görülen ve neredeyse hepsinin rahatsız olduğu konu hamilelikte alınan kilolardır. Rahim içerisinde oluşup 5 aydan sonra yavaşça alt karın bölgesine düşmeye başlayan bebek, annenin özellikle karın bölgesinde yağlanma olmasına neden olur. Vücut bebeğin etrafına yağ depolar. Bunun amacı bebeğin beslenmesi ve aynı zamanda baskılara karşı korunmasıdır. Tabii ki baskılara karşı koruma işlevi pek olmasa da bebeğin beslenmesi ve güçlü olması için oldukça önemlidir. Bu yağların başka oluşum sebepleri de vardır. Annenin vücudu hem kendisinin eksikliklerini ve enerji açığını tamamlamak ister hem de bebeğinkini. Yaradılışın bir özelliği olarak vücut ilk olarak kendi besinlerini bebeğe verir. Bu şekilde daha yeni oluşum gösteren bebeğin eksiklikleri giderilmiş olur. Bu yüzden annenin kendi vücudu için beslenmesi gerekir. Kilo almamak adına gebelik sırasında diyet yapan, yemek yemeyen anneler sağlık açısından ciddi sorunlar yaşayabilirler. Anneden beslenen bebek de bu sağlık sorunlarından etkilenebilir ve bebeğin hayatı tehlikeye girebilir. Bu yüzden anne adaylarının asla diyet yapmaması, tam tersine bol ve dengeli beslenmeleri gerekmektedir. Kilo almayı engellemeye çalışmamalı, gebeliğin ardından kilo vermeye çalışmalılar.

Bu yüzden hamilelikten sonra diyete başlanması ve kilo verilmesi gerekmektedir. Ancak doğumun ardından tüm önlemler kaldırılmamalıdır. Hem vücudun yoğun performans göstermesi yüzünden enerji ağırlıklı besinler tüketmek hem de bebeği emzirme dönemi olduğu için annenin süt salgısını etkilemeyecek şekilde beslenmek gerekmektedir. Bu yüzden anne adayları mutlaka bir diyetisyene başvurmalıdır. Doktoru ve diyetisyenin işbirliği ile bir beslenme planı hazırlanmalı ve ona sadık kalınmalıdır. Bunun dışında düzensiz beslenme halinde kilolar gitmeyeceği gibi çeşitli sağlık sorunlarının ortaya çıkması muhtemeldir.

Hem bebeği korumaya hem de kilo vermeye yarayacak püf noktalar ve uygulanabilecek çözümler şu şekilde sıralanabilir:

1. Çözüm:

Bebeklere ilk 6 ay boyunca mutlaka anne sütü verilmesi gerekmektedir. Çoğu kadın göğüslerine zarar gelmemesi için emzirmek istemeyebilir. Ancak doğru yöntemlerin uygulanması ile göğüslerde bozulma ya da sarkma olmaz. Üstelik annenin çocuğunu emzirmesi ve bu döngü ile sürekli süt üretiminin olması vücut yağlarının yakılmasını sağlar. Yağlarının yakılmasının ardından ortaya çıkan bileşenler süt oluşumunda görev alırlar. Bu yüzden annelerin gebeliğin ardından bebeklerini emzirmeleri aynı zamanda aldıkları fazla kiloların yakılmasını kolaylaştırır. Doktorlar buna genel olarak doğal yakım der. İnsan vücudunun kendi üzerinde doğal yollar ile yaptığı değişiklikleri geçici olarak sürdürdüğü ve sonrasında tekrar değişiklikleri geri döndürebildiğinin bir göstergesidir. Sadece anne adaylarının gerekli olan emzirme işlemini uygulaması gerekmektedir.

Ancak tabii ki bu çözümün tek başına uygulanması tam etkili bir sonuç sağlamayacaktır. Emzirmenin yanı sıra doğru bir beslenme planı ile bol sebze ve meyve tüketmek de son derece etkili olacaktır. Bu sebze ve meyvelerin içerisindeki mineral ve vitaminler kişinin bozulan vücut dengelerini tekrar sağlamaya ve annenin sütünün daha çok üretilmesine yardımcı olur. Bu beslenme planı, kişinin doktorunun ve diyetisyeninin ortak çalışması ile oluşturulması gerekmektedir.

Doğum Sonrası Zayıflama Yöntemleri:

En etkili çözüm herkesin bildiği gibi egzersiz yapmaktır. Ancak bu konuda sarkmadan ve cilt bozulmalarından da kurtulmak için doğru egzersizlerin doğru zamanda yapılması gerekmektedir. Bu yüzden egzersiz planı bir spor hocası ve dermotolog iş birliği ile hazırlandığında son derece etkili sonuçlar elde edilecektir.

Hamilelik sırasında gerilen ve uzayan karın derisi kişiler için sıkıntıdır. Bu durumda karın altındaki yağların erimesi ve aynı zamanda derinin sarkmayarak gergin kalabilmesi için egzersiz yapmak gerekir. Bu egzersizler genellikle sıkıştırma ağırlıklı olmalıdır. Sıkıştırma hareketleri uygulanan bölgedeki deri ve kasları sıkılaştırmak için uygulanan hareketlerdir. Ancak tabii ki bunlar doğum yapmış olan bayanlar için geçerlidir. Sıkılaştırma hareketleri gebe olan bayanlar tarafından asla uygulanmamalıdır.

Doğum sonrası kilo vermek için ne yapmalı:

– Dengeli bir beslenme planı: Sebze ve meyveler bu durumda alınması gereken en önemli besinlerdir. Vücudun tüm eksikliklerinin giderilmesi gerekmektedir. Minerallerin zengin olduğu besinlerin öğünlere dağıtılarak tüketilmesi gerekir. Beslenme planının doktor ve diyetisyenin ortak çalışması ile hazırlanması gerekir. Çünkü doğumdan sonra emzirme dönemi vardır ve bu dönemde de sütün normal ve sağlıklı gelebilmesi için gerekli minerallerin eksikliğinin yaşanmaması gerekmektedir.

– Atıştırmalıkların tüketilmesi: Yemek öğünleri arasındaki abur cubur cazip gelebilir ancak tüketilmesine dikkat edilmesi gerekir. Tabii ki bu besinlerin asla tüketilmemesi gibi bir durum söz konusu değildir. Tüketilecektir ancak çok az ve tadımlık olarak tüketilmesi gerekmektedir.

– Alışkanlık haline getirmek: Beslenme planının alışkanlık haline getirilmesi gerekmektedir. Plana sadık kalındığı sürece kilo vermek ve eski forma dönmek son derece mümkündür. Tabii ki bu sadık kalışın yanında spor da yapmak şarttır. Sporla beraber düzgün bir beslenme planı uygulandığından kilo verilerek uygun forma dönmek olasıdır.

– Forma girmek için giymesi yardımcı olacak besinler: Özen giyim için kullanılan destekleyici sutyenler ve rahat giysiler hem annelerin forma girmesini hem de emzirmesini kolaylaştırmaya yaramaktadır.

– Hafif egzersiz: Doğum sonrasında yoğun ve yorucu egzersizlerin uygulanmaması gerekmektedir. Tüm vücut kasları doğum sırasında yeterince kasılı kalarak oksijensiz solunuma maruz kalabilir. Bu yüzde yoğun egzersizler sinir hastalıkları ve kas hastalıklarının oluşmasına neden olabilmektedir. Bu yüzden mutlaka doktor kontrolünde hafif egzersizlerin yapılması gerekmektedir.

– Egzersiz odaklı beslenme planı: Diyetisyen ile beraber oluşturulacak olan beslenme planının egzersiz ile desteklenmiş olması gerekmektedir. Egzersiz planı ile beslenme planının birbirine uyumlu olmaması durumunda vücut sağlığı bozulabilir ve kişide gerçekten ciddi sayılabilecek hastalıklar görülebilmektedir.

– Yürüyüş: Doğumdan sonra eğer mevsim kış değil ise mutlaka düzenli olarak yürüyüş yapmak gerekmektedir. Özellikle bu yürüyüşün bebekler ile beraber yapılması çok daha faydalı olmaktadır. Bebeklerin de temiz hava alması gerekmektedir. Her gün bebek arabası ile yapılan yürüyüşler hem anne adayına hem de bebeğe iyi gelmektedir.

Doğum sırasında kadınların mevcut kilolarının yaklaşık 5 kilosu kaybolur. Bu 5 kilo civarındaki açık bebeğin kendi ağırlığı ve bunun yanı sıra plasentadaki amniyotik sıvının toplam ağırlığı olarak nitelendirilebilir. Ek ağırlığın dışarı çıkması ile beraber annenin karnındaki şişlik ve gerginlik de azalmış olacak ve kendini daha rahatlamış hissedecektir. Bunun dışarısındaki hamilelik öncesine göre fazladan olan kilolar hamilelik nedeni ile vücutta biriken yağları göstermektedir.

Yukarıda da belirtildiği gibi düzenli egzersiz ve egzersize uyumlu olarak tüm mineral ve vitamin ihtiyacını karşılayan doğru bir beslenme planı ile hamilelik sırasında alınan kilonun verilmesi mümkündür. Ancak hamilelik ve hamilelik sonrası yakın dönem önemli dönemlerdir. Bebek ve anne sağlığının korunması açısından mutlaka tüm tedaviler doktor kontrolünde uygulanmalıdır.

Yaz ayının gelmesiyle deniz ve güneşlenme keyfi sırasında bir çok kişi güneşin yanıcı sıcaklığına maruz kalabiliyor. Haliyle vücutta yanık oluşmasıyla, dayanılmaz acıya sebep oluyor. Güneş yanığına ne iyi gelir yanıtı bu makalede sizlere önereceğimiz yöntemleri deneyin.

Güneş kremi uygulamadan veya giysilerle uygun bir koruma olmadan çok fazla güneşe maruz kalırsanız cildiniz yanabilir. Yanmış olan cildinizi iyileştirmeye ve yatıştırmaya yardımcı olmak için, onu fark ettiğinizde güneş yanığı tedavisine başlamak önemlidir. Yapmanız gereken ilk şey güneşten kurtulmak ve tercihen içeride kalmak, güneşe çıkmamak.

Güneş Yanığını Geçiren Yöntemler

  • Ilık su ile duş almak güneş yanıklarına iyi gelir.
  • Karbonat ve lavanta esansiyel yağları, ısıyı düşürücü etkiye sahiptir ve iltihabı yatıştır.
  • Aloevera jelini ince bir tabaka halinde yanık bölgelerini sürebilirsiniz.
  • Güneş yanıklarının su toplaması halinde enfeksiyon kapmasını önlemek için ekinezya çayı kullanabilirsiniz.
  • Soğuk siyah çay, güneş yanığı oluşan bölgelere sürülebilir.
  • Dilimlenmiş soğuk salatalık güneş yanığı oluşan bölgelere gezdirilirse iyi gelecektir. Bir poşete buz doldurup yanık oluşan bölgelerde gezdirebilirsiniz.
  • Güneş Yanığına Zeytinyağı: Neredeyse tüm öğünlerimizde kullandığımız zeytinyağı, cildimizi güneş ışınlarına maruz bırakarak nemlendirir ve sadece bu nedenle kurumasına meyillidir ve güneş yanığı acısı çekmenizi önler. Bir yandan, zeytinyağı cildimizi yumuşatır ve güneş yanığının cildimize yerleşmesini ve yanık izlerine dönüşmesini önler.

Nasıl Yapılır: Güneş yüzünden cildinizde kızarıklık ve kurulukların belirmeye başladığını fark ettiğiniz anlarda cildinize bir miktar zeytinyağı sürün ve üzerini temiz bir bez ya da havlu yardımıyla örtün. 10-15 dakika boyunca bu şekilde bekleyin.

  • Güneş Yanığına Yoğurt: Yoğurt, diğer yanıkların tedavisinde olduğu gibi, güneş yanığı tedavisinde de son derece faydalıdır. Yoğurt cildi rahatlatır ve ferahlatır, güneş yanığının neden olduğu acıyı ve ağrıyı hafifletir.

Nasıl Yapılır: Buzdolabında iyice beklettiğiniz bir kase yoğurdu cildinizde bulunan güneş yanıklarının üzerine sürerek ve 5-10 dakika sonra cildinizi bol suyla durulayarak, güneş yanıklarının daha da kötü bir hal almasını durdurabilirsiniz.

Antibiyotik Yerine Bitki Çayı İçmek

Her ne kadar grip ve soğuk algınlığı kesin bir tedavi yöntemi olmasa da, doğru seçilmiş bitki çaylarının toksinlerin vücuttaki toksinlerin giderilmesine ve ayrıca iyileştirici etkisine yardımcı olduğu bilinmektedir. Son yıllarda, antibiyotiklerin zararları, günümüzde daha yaygın rasyonel aramak için bitkisel tedavi yöntemlerinden ziyade antibiyotiklere tutunmak için gündeme gelmiştir.
Tıp dünyasında kabul edilen bitkilerin faydalarından yararlanmak için doğru kullanıma, tüketim tarzına ve bitkilerin miktarına dikkat etmek gerekir. Doğru ve yerinde kullanılan bitki çayları neredeyse doğal antibiyotiklerdir. İlaç kutumuzu unutmamızı sağlayacak Ekinezya, zencefil, limon ve nane bitkileri hem bağışıklık sistemimizi güçlendirecek hem de soğuk algınlığından kolayca kurtulmamıza yardımcı olacak.

Ekinezya Çayı

Bilimsel araştırmalar, ekinezya’nın bağışıklık sistemini güçlü, sağlıklı ve grip virüsü gibi yaygın patojenlere karşı koruduğunu göstermektedir. Ekinezya ekstraktının, vücudun hastalıklara karşı savunmasını engelleyen Hyaluronidase enzimine karşı çalıştığı da gözlenmiştir. Tüm bu nedenlerden dolayı, ekinezya çayını yalnızca soğuk algınlığı aldıktan sonra değil, aynı zamanda yakalanmadan önce koruyucu olarak da kullanmanızı tavsiye ederiz.

Mürver Çayı

Türkiye’de daha fazla bilinmeyen, mürver ve yüzlerce yıldır soğuk algınlığı tedavisinde kullanılan bir bitki. Viburnik asit içerir vücut dokularının detoks ve detoks yardımcı olur. Mürver ile ateş düşürücü, kan temizleyici etkisi, nane kaynatılıp balla kaynatılabilir. Sarhoş mürver çayıyla geceleri iyi bir gece uyuyabilirsiniz.

Zencefil çayı

Yüzlerce yıldır soğuk algınlığı, grip, baş ağrısı ve adet ağrıları için kullanılan zencefil, vücuttan bakteri ve mikropların terlenmesine yardımcı olur. Bağışıklık sistemini güçlendiren mucizevi bitkilerden olan zencefil çayı sade veya ballı ve limonlu olarak içebilirsiniz.

Nane Çayı Çayı

Kireç boğazı yumuşatır, göğüs yumuşatıcı ve balgam söktürücü kullanılır. Tazeleyici ve rahatlatıcı etkisi aynı zamanda grip ve soğuk algınlığı tedavisinde de yardımcı olur.
Nane aktif madde mentol ile nefes alabilen ve iyi bir balgam söktürücüdür. Boğaz ağrısını yatıştırarak kuru öksürüklerin geçmesine yardımcı olur. Limonlu çay dışında nane limonlu çay her zamanki gibi tüketilebilir.

Bitki olarak;

SARIMSAK KÜR

Sarımsak antibakteriyel özelliklere sahiptir. Akciğerler, karaciğer, kalp güçlenir. Mideyi ve bağırsakları dezenfekte ederken, aynı zamanda zararlı bakterileri de yok eder. Solunum borusu rahatsızlıklara iyi gelir. Soğuk algınlığı semptomlarını ortadan kaldırmak için mükemmeldir. Soğuk algınlığına iyi olacak doğal yöntemlerden biri olan sarımsak kürünün hazırlanması aşağıdaki gibidir: Bir sarımsağı iyice ezdikten sonra iki çay kaşığı limon suyu ekleyin. Bir çay kaşığı bal ve yarım çay kaşığı kırmızı biber karıştırın ve iyice karıştırın. Bu karışımı her gün soğuyuncaya kadar yiyin. Ayrıca, hastalığınızdan çabucak kurtulmak için öğünlerinize sarımsak eklemeyi unutmayın.

ZENCEFİL

Soğuk algınlığı ve grip tedavisinde kullanılan en etkili besindir. Doğal bir ağrı kesicidir. Tükettiğiniz çiğ zencefil ya da zencefil çayı soğuk algınlığı semptomlarının ortadan kaldırılmasına yardımcı olacaktır. Daha iyi olmanıza yardımcı olmak için bir zencefilli karışımı da hazırlayabilirsiniz. Zencefil, karanfil ve tuz karışımı ile hazırlanan günde bir buçuk çay kaşığı günde sağlığınıza kavuşabilirsiniz.

BAL

Bal soğuğa neden olan bakteri ve virüsleri öldürür, bu nedenle bal tüketimi soğuk algınlığının süresini kısaltır. Boğaz tahrişini onarır ve sakinleştirir. Sizi sağlığınıza getirecek en iyi ve pratik karışım aşağıdaki gibidir: Bir çay kaşığı limon suyu yiyip içilir. Bu karışımı kısa aralıklarla tüketmek soğuk algınlığınızı hızla gidermenize yardımcı olur.

Mide ağrısı ve ishal çok sık görülen bir sağlık sorunudur. Genellikle besin kaynaklı hastalıklarda ya da viral enfeksiyon sonucunda görülür. Stres sonucu mide etkilendiğinde de ishal ve mide ağrısı oluşabilir. Çoğu durumda, bu durum hızla tedavi edilir. Medikal ilaçlara ek olarak bazı doğal çözümler de ishal tedavisinde kullanılabilir. Bu çözümler ishalin neden olduğu dehidrasyon ve metabolik asidoz gibi komplikasyonların riskini azaltmaya yardımcı olabilir.

– İshal mide ağrısı yaparmı?

Mide yanması, bulantı, kramp ve diğer karın şikayetlerinin hepsi ishal belirtisi olarak görülebilir. Bu gibi belirtiler görüldüğünde alkol, nikotin veya kafein içeren içecekler ile yağlı süt ve süt ürünleri ve yağlı besinler mide rahatsızlıklarının artmasına neden olabilir.

– İshale iyi gelen yiyecekler:

İshal ve mide kramplarına neden olan sindirim sistemi rahatsızlıklarında beslenme düzenine de dikkat edilmelidir. Muz, pirinç, elma püresi ve tost gibi mideyi yormayan besinler tüketilebilir. Ayrıca tuzlu bisküvi, kraker, haşlanmış patates gibi gıdaların yanı sıra yağsız ve yoğun baharat içermeyen çorbalar da tercih edilebilir. Beslenme düzeninde mutlaka yumuşak gıdalara yer verilmeli, ishalle mücadelede lifli besinler tüketilmeye dikkat edilmelidir.

– İshal nasıl geçer?

İshal genellikle kendi kendine birkaç gün içerisinde geçer. Ama bazen reçetesiz ilaçlar sürecin kısalmasına yardımcı olur. Özellikle bizmut subsalicylate veya loperamide içeren ilaçlar kullanılabilir. Bizmut subsalicylate bağırsak sıvılarını dengeler, iltihap oluşumunu, bakteri ve virüs büyümesini engeller. Loperamide bağırsak nedeni ile oluşan ağrıların da azalmasını sağlar. Bu ilaçlar genellikle doktor tarafından ishal, kramp ve karın ağrısı tedavisi için önerilmektedir. Ancak virüs veya gıda zehirlenmesi belirtileri görülen vakalarda loperamide kullanılmaması önerilir.

– İshal için ne yapmalı?

İshal olan insanlarda sıvı kaybı oluşurken vücutta elektrolit, sodyum ve potasyum gibi temel besin maddelerinde eksiklik oluşur. Cilt normal PH değerini kaybedebilir. Bu nedenle sıvı alımı artırılmalıdır. Gün içinde bol bol sıvı alınmalı, en az 8 ya da 9 bardak su içilmelidir. Meyve suları da tüketilebilir. Sıvı kaybının yoğun olduğu durumlarda buz emilebilir. Meyve sularının dışında et suyu, temiz gazlı içecekler ve sporcu içecekleri de tercih edilebilir.

Anti-ishal gıdalar

İshale genelde bir virüs ya da bakteri neden olur. İshal geçene kadar bazı gıdalardan kaçınılmalı ve mide kramplarını hafifleten gıdalar tercih edilmelidir.

İshal belirtilerini önlemek için…

İshal vakalarında ağır ve yağlı gıdalardan kaçınılmalıdır. Özellikle baharatlı yiyecekler tercih edilmemelidir. Ayrıca süt ve diğer süt ürünleri, bakteriyel veya viral bir bağırsak enfeksiyonunu içeriğindeki laktoz sayesinde tetikleyebilir. Şekerli gıdalarda da kaçınılmalıdır. İshal geçtikten sonra normal yemek düzenine dönülebilir.

– İrritabl Bağırsak Sendromu

Bazı ishal vakaları irritabl bağırsak sendromu nedeni ile oluşabilir. İrritabl bağırsak sendromunun belirtileri arasında kronik ishal, kabızlık, karın şişliği ve bazen dışkıda beyaz mukus gibi belirtiler bulunmaktadır. İrritabl bağırsak sendromu varsa, doktor semptomları hafifletmek için daha fazla lifli besinler tüketilmesini tavsiye edebilir. Bu nedenle bol bol taze meyve ve sebze, fasulye ve kepekli tahıllar tüketilmelidir. Yüksek lif almak için meyve suları ile lif içeren besinler bir arada tüketilebilir. İshali oluşturan mide rahatsızlıkları, midenin de tahriş olmasına neden olabilir. Bu nedenle yumuşak yiyecekler yenmeli ve mide hasarı en aza indirgenmelidir. İshal normalde kendi kendine geçen bir rahatsızlıktır. Ancak bazı durumlarda 1 haftadan fazla sürebilir. Uzun süren ishal ve mide ağrısı durumlarında mutlaka en yakın zamanda bir doktora başvurulmalıdır.

Yüksük tansiyon nasıl düşürülür?

Hipertansiyon ve yüksek kan basıncı bazı belirtiler göstererek uzun vadede ciddi hastalıklara hatta ölüme yol açabilir. Sessiz ve belirtisiz de ilerlediği için tehlikeli hastalıklar aniden oluşabilir. Kronik hipertansiyon, kalp krizi, felç, anevrizma ve böbrek yetmezliği gibi hastalıklara neden olabilir. Hipertansiyonun nedenleri arasında genellikle beslenme düzeni, genetik faktörler, stres ve yaşam tarzı gibi faktörler bulunmaktadır. Doğru yaşam tarzı değişikleri ve tedaviler ile hipertansiyon yönetilebilen bir sağlık sorunudur. yüksek tansiyon için bitkisel tedavi yöntemleri de uygulanabilir. Ancak bitkiler kullanılmadan önce doktora danışmakta fayda olacaktır.

Yüksek tansiyon için bitkisel çözümler

– Çarkıfelek bitkisi

Passiflora incarnata yani çarkıfelek, antioksidan flavonoidler içerir. Antioksidanlar zararlı olabilecek serbest radikallerin nötralize edilmesinde oldukça faydalıdır. Ayrıca kalp ve damar hastalıklarını önlemeye de yardımcı olur. Çarkıfelek, düz kasları rahatlatır ve koroner arterlerin genişlemesini sağlayan harmane alkaloidler içerir. Avrupa’da çarkıfelek bitkisi içeriğindeki pharmaceutically maddesi nedeni ile kalp çarpıntısı ve taşikardi tedavisinde kullanılır. Çarkıfelek yatıştırıcı özelliklere sahiptir ve çay şeklinde tüketilmesi stres ve anksiyete gibi ruhsal durumlarda da etkili olur. Çarkıfelek çayı için 1 bardak kaynar su içerisinde 150 ml kurutulmuş çarkıfelek yaprağı 10 ya da 15 dakika boyunca demlenmelidir. Hafif bir tatlandırıcı olarak bal eklenebilir. Eğer kan sulandırıcılar, antidepresanlar, yatıştırıcılar ya da sakinleştiriciler kullanılıyorsa çarkıfelek bitkisi tüketilmemelidir.

– Alıç meyvesi

Alıç meyvesi (Crateagus oxycanthus), flavonoidler ve cyanogenic glikosidler açısından zengin bir bitkidir. Antioksidan etkilerinin yanı sıra içerisinde bulunan bu maddeler ile kan damarlarının açılmasını sağlar ve dolaşımı artırır. Ayrıca kan basıncını da düzenler. Alıç meyvesi idrar söktürücü etkisi ile kan hacmi azaltır ve dolaşım sistemi üzerindeki yükü de azaltır. Kolesterol seviyesini düşürmede yardımcıdır. Kalp kaslarının da kuvvetlenmesini sağlar. Alıç meyvesi toz (kapsül) veya tentür formda alınabilir. Önerilen doz 2 ila 8 hafta için, günde 900 mg – 160 mg arasındadır. Konjestif kalp yetmezliği yaşayan insanlarda bu doz 3’e bölünerek kullanılır. Alıç meyvesi istenirse sekiz haftadan daha uzun süre alınabilir, ancak en az 4 ila 8 hafta düzenli olarak kullanılmalıdır.

– Bach çiçeği

Hipertansiyon fiziksel rahatsızlar oluşmasına neden olsa da duygusal ve psikolojik etkiler de yaratabilir. Hipertansiyon, damarlardaki kan oranının kısıtlanmasına neden olur ve kan basıncında artışa neden olur. Bu nedenle kaslarda gerginliğe, damarlarda sertleşmeye ve kan damarları içinde plak oluşmasına neden olabilir. Bach çiçeği hipertansiyon vakalarında oldukça etkilidir. Kandaki aşırı basıncın yatışmasını sağlarken aynı zamanda gerginlik, stres ve anksiyete gibi vücutta oluşabilecek duygusal ve psikolojik sorunları çözmede yardımcı olur. Kasıkotu da tansiyona iyi gelen bitkiler arasındadır. Bu bitkiler sinir sistemini rahatlatırken aynı zamanda rahatlama sağlar.

Yüksek tansiyon hastası ne yemeli?

Taze sebze ve meyveler beslenme düzeninde mutlaka bulunmalıdır. Yağlı ve kızartma besinlerden de uzak durulması gerektiği unutulmamalıdır.

Hipertansiyon ve yüksek tansiyon ilk zamanlarında ciddi belirtiler göstermese de ilerleyen zamanlarda ciddi sağlık sorunlarına ve hatta ölümlere neden olabilir. Felç ve kalp krizi gibi sağlık sorunları da oluşabilir. Bu nedenle mutlaka tedavi edilmelidir. Belirtiler görülmeye başlandığında mutlaka bir doktora görünülmesi gerekir. Yüksek tansiyon söz konusu ise doktor hemen gerekli tedavilere başlayacaktır. Medikal tedavilere ek olarak doğal çözümler de uygulanabilir. Ancak bu çözümler uygulanmadan önce doktora danışılmalıdır. Bazı kişilerin bazı bitkilere alerjisi olabilir. Bu nedenle bitkisel çözümler uygulanırken dikkatli olunmalıdır. Ailede hipertansiyon vakası varsa muayene olmak faydalı olacaktır. Çünkü yüksek tansiyon rahatsızlığı genetik olarak da geçebilir. Ancak temel neden genellikle beslenme şeklidir. Bu nedenle doktorun verdiği beslenme tavsiyelerine mutlaka uymak gerekir. Hipertansiyonda kullanılan ilaçlar doktorun verdiği şekilde aksatmadan kullanılmalıdır. Hipertansiyona iyi gelen yiyecekler mutlaka beslenme düzenine eklenmelidir. Yüksek tansiyon için bitkisel çaylar da kullanılabilir. Ancak tüm doğal tedaviler uygulanmadan önce mutlaka bir doktora danışılmalıdır. Bazı bitkiler kullanılan ilaçlar ile etkileşime girebilir.

Egzama bir deri hastalığıdır. Cilt üzerinde oluşan yaralar şeklinde kendini gösteren egzama hastalığı son derece ciddi bir hastalıktır.

Egzama belirtileri

Ellerde oluşan egzamanın görünümü şiddetine bağlı olarak fiziksel olarak değişiklik gösterebilir. 2 yaşından küçük bir çocuğun elindeki egzama, içi sıvı dolu diken ve baloncuklar şeklindeki yaralar oluşması haliyle gözlemlenebilir. İltihaplı, kırmızı ve kaşıntılı yaralar bir hayli acı hissedilmesine neden olacaktır. Eğer tıbbi olarak müdahale edilmez ise bazı yaraların mevcut yerlerinde yaraların iyileşmesinin ardından kahverengi lekeler kalabilir. Bunun yanı sıra kaşıntılı bölgelerin tırnaklar ile aşırı tırmalamasının sonucu olarak deride kalınlaşma gözlemlenebilir. Tırmalama egzamanın şiddetini arttırır. Zaman geçtikçe tedavi uygulanması ile birlikte egzama yaraları ve döküntülerinin pul pul dökülmesi beklenir.

Egzama neden olur?

Egzamanın oluşum evresi ve bu evrenin oluşum nedeni tam olarak bilinmiyor. Ancak neden olduğu bilinmese de bu deri hastalığı astım hastalığı ve saman nezlesine sahip olan çocuklarda diğer çocuklara nazaran çok daha sık görülmektedir. Tetikleyici hastalıklara dışında aynı zamanda çocuğun ailesindeki üyelerin daha önce egzama hastalığına yakalanıp yakalanmadığı kontrol edilerek genetik faktörler araştırılır.

Bunların dışındaki egzama nedenleri şu şekilde sıralanabilir:

– Aşırı sıcaklık
– Su
– Sabun
– Kuru hava
– Hayvan tüyü
– Yün gibi kaba malzemeler
– Stres

Kuru cilt, egzama belirtileri arasında en sık görülenidir.

Egzamaya doğal çözüm

Egzamanın oluşmasına neden olabilecek inflamasyonlara karşı önlem alabilmek için uygulanabilecek bazı adımlar vardır.

Bu önlemler şu şekilde sıralanabilir:

– Yumuşatıcı özelliği olan kokusuz şampuan ve çamaşır deterjanı kullanmak
– Hava alan giysiler giymek
– Elleri günde en az 3 kez yıkamak
– Her gün en az 1 kere duş almak

Genel olarak egzamanın nedeni sıkıntı ve strese bağlansa da birçok etken egzama oluşmasına uygun ortamı hazırlamaktadır.

Egzama kaşıntısı nasıl geçirilir?

1. Adım

Egzamayı tetikleyebilecek gıdalardan kaçınmak gerekmektedir. Bazı gıdalar vücuda sağladıkları yoğun enerji nedeniyle yağ üretimine neden olur. Ani yağ üretimleri sırasında deri altında biriken yağ tabakaları canlı olan deri tabakasına zarar verir. Bu da deride yara oluşumunu sağlar.

Egzamaya genellikle neden olan maddeler şu şekilde sıralanabilir:
– Süt
– Soya
– Fındık
– Deniz ürünleri
– Buğday ürünleri

Ancak etken olan madde bireyler arasında değişiklik gösterir. Elbise derinin nefes almasını sağlayacak maddeden yapılması gerekmektedir. Pamuk, yün gibi hava geçirmeyene malzemelerden kaçınmalı ve doğal kumaşlar kullanarak vücut havasız bırakılmamalıdır.

2. Adım

Giyecek eşyalar kokulu olmayan ve eşyanın yumuşaklığında deformasyon oluşturmayacak deterjanlar ve yıkayıcılar ile yıkanmalıdır. Kokulu bulaşık deterjanları ile yıkanan ve yumuşaklıkları deforme olan giyecekler kişilerin cildini tahriş ederek egzama oluşumuna uygun ortam hazırlar.

3. Adım

Egzama hastalığı en çok bebeklerde gözlenir. Bu yüzden bebeğinizi günde en az bir kez ılık su ile yıkamanızda fayda vardır. Banyo, cildin nemlenmesini sağladığı için çok önemlidir. Bunun yanı sıra banyo yapmak egzama nedenlerinden biri olan kuruluğun oluşmasını engellemektedir.

4. Adım

Bebekler yıkanırken normal sabun kullanılmamalıdır. Vücudu hassas olan bebekler nemlendirici olan yumuşatılmış şampuanlar ile yıkanmalıdır. Normal sabunlar sertlikleri ile cildin tahriş olmasına neden olabilir. Cildin tahriş olması da egzama oluşmasına uygun ortam anlamına gelmektedir. Doktorlar egzama hastalarına nemlendirici ve yumuşaklık oranı çok yüksek olan özel bebek şampuanlarından vermektedir.

5. Adım

Kabartma tozu veya kolloidal yulaf ezmesini ılık bir banyoya karıştırarak bebeğinizi bu banyoda yıkayın. Bu karışım cildin temizlenirken bir yandan da hidratlaşmasına yardımcı olur. Eğer isterseniz banyoya çok az bebek yağı da ekleyebilirsiniz.

6. Adım

Sabun ve şampuan kalıntıları cildin aşırı derecede tahriş olmasına neden olmaktadır. Bu yüzden bebeklerin cildinin tahriş olmasını ve kurumasını engellemek için şampuan ve sabun kullanımının ardından iyice durulanmalıdırlar.

7. Adım

Banyodan kısa bir süre sonra bebeğinize bebek yağı ile masaj yapmanızda fayda vardır. Bebek yağları içerisinde mineral ve vitamin barındıran özel sıvılardır. Bebeklere bu sıvı ile masaj yapıldığında ciltleri bu yağı emer. Aynı zamanda bu özel yağ sayesinde cilt yumuşar ve egzama gibi cilt hastalıklarının tamamının oluşumu engellenir. Yumuşatıcı şampuanlarla banyo yapan kişilerin gözenekleri açılarak ciltleri hava alır. Bu şekilde cildin canlılığı ve yenilenme hızı artar. Bu da egzama oluşumunu imkânsız kılar.

8. Adım

İçinde bulunduğunuz ortamın sıcaklığını orta düzeylerde ve sabit tutmanız gerekmektedir. Çok sıcak ortamlar ya da çok hızlı sıcaklık değişikliklerin yaşandığı ortamlar egzama oluşumuna uygun ortam hazırlayarak hastalığı teşvik eder. Bu yüzden cildi hassas olan ve iklimi düzensiz olan bölgelerdeki insanlar klima kullanarak ev sıcaklıklarını ortalama bir değere sabitlemelidirler.

9. Adım

Bebeğinizin tahriş olan bölgeleri kaşımasını engellemeniz gerekmektedir. Bebeğiniz genellikle tahriş olan bölgeleri ya da cildin hassas bölgelerini kaşıma eğiliminde olabilir. Bu durum da egzama oluşumunu tetiklemektedir. Bu hastalığa engel olmak için bebeğinizin bu bölgelerini bir bez ya da havlu ile kapalı tutmanız gerekmektedir.

10. Adım

Nemlendirici makineler bebeklerin yatak odalarında kısa uyku sırasında da ve gece uykusu sırasında da çalıştırılmalıdır. Dünya Sağlık Örgütü bebeğin hassas cildinin kurumaması için bu adımı önermektedir. Atmosferik nem oranı düşük olduğunda ve havadaki nem oranı ısıyı arttırdığında kişinin cildi kuru kalır ve sonuç olarak egzama ve benzeri cilt hastalıkları için uygun ortam hazırlanmış olur. Bunun önüne geçmenin en iyi yolu nemlendirici kullanmaktır.

Uyarılar

Her bebekte her yumuşatıcı ve nemlendirici krem yararlı olmaz. Bazı bebeklerin bazı kremlere ya da tüm kremlere karşı alerjisi olabilir. Bu yüzden bir krem kullanmadan önce bebeğin doktoruna mutlaka danışılması gerekmektedir.

Bir çocuk egzama hastalığından muzdarip ise doktoru tarafından köpük banyosu yapması söylenebilir. Köpük banyosu doktorun önerdiği bir banyo sıvısının banyoya ekleyerek köpürtülmesi ile yapılır. Bu banyo cildin sağlıklı bir şekilde yumuşamasını sağlar.
Bunların dışında evde kullanılması gereken bazı temizlik malzemeleri vardır

Bu malzemeler şu şekilde sıralanabilir:

– Kokusuz nemlendirici sabun
– Kokusuz deterjan
– Kabartma tozu veya Kolloidal yulaf ezmesi
– Yumuşatıcı
– Sargı bezi
– Nemlendirici

Egzama en çok çocuklarda görülen bir deri hastalığıdır. Vücudun çeşitli yerlerinde rastlanabilen bu hastalık en sık ellerde görülür. Bu yüzden eller her gün en az 3 kere sabunla yıkanmalıdır. Her hastalıkta olduğu gibi egzamada da erken teşhis çok önemlidir. Belirtilerin görülmesi halinde doktora başvurarak erken tanı sağlanmalıdır. Erken tanı ile çok fazla çekilmeden hastalığın önüne geçilebilir. Egzama için bitkisel çözümler kullanılsa da mutlaka doktor tedavisi gerektiği de unutulmamalıdır.

Kemik kisti nasıl anlaşılır?

Yapılan araştırmalara göre kemik kistlerinin kemik sıvısından kaynaklandığı ve bu oluşumun fibröz doku üzerinde geliştiği bilinmektedir. Özellikle 5 ila 15 yaşındaki çocuklarda, femur ya da pazı kemiği gibi uzun kemiklerde görülmektedir. Yetişkinlerde ise daha çok yassı kemiklerde; kafatası, çene, pelvis, kürek kemiği ve topuk üzerinde ortaya çıkmaktadır. Kemikte kistik lezyon oluşması bazı faktörler nedeni ile oluşur.

Kemik kisti neden oluşur?

– Travma

Boston Çocuk Hastanesi’nin teorisine göre kemik kistlerinin gelişimi travmalara bağlı olabilmektedir. Geçirilen travmalar kemik sıvısının gelişerek kese şeklini alma riskini artırmaktadır.

– Toplardamar tıkanıklığı

Başka çalışmaya göre ise toplardamar tıkanıklıkları da kemik kistlerine neden olmaktadır. Tıkanıklık sonucu kemik üzerine baskı oluşur. Bu baskıyla birlikte kemik içerisindeki sıvı oluşumu artar ve bu durum ilerlediğinde kemik kisti oluşabilir.

Kemik kisti belirtileri nelerdir?

Kemik kisti, kemik dokusu içinde içi sıvı dolu bir kesenin oluşması olarak adlandırılabilir. Bir çeşit kemik tümörüdür. Genellikle kemik kistleri ilk başlarda hiçbir belirti göstermez. Ancak ilerleyen zamanlarda bazı belirtiler ortaya çıkabilir.

– Kemik kisti ağrısı

Aneurysmal kemik kisti ağrıya neden olabilir. Ağrı hissi oluştuğunda genellikle kemik kisti kemik dokusuna yerleşmiştir. Fiziksel aktiviteler esnasında ağrı artar ve şiddetlenir. Başlangıç zamanlarında ağrı daha hafifi ya da orta düzeyde olabilir. kemik kistinin büyümesi ile birlikte ağrı giderek şiddetlenir ve hareketleri kısıtlayabilir.

– Şişme

Şişme bir aneurysmal kemik kisti belirtisi olarak ortaya çıkabilir. Kemik kistinden etkilenen dokular ve cilt bölgelerinde iltihaplanma görülebilir. Kabarıklık ve geniş şişlikler de oluşabilir. Şişme nedeni ile fiziksel aktiviteler zorlaşabilir.

– Kırık

Kemik kisti ilerleyen zamanlarda kemiğin kırılmasına neden olabilir. Kist kemik dokusuna zarar verir ve zayıflatır. Bu nedenle ufak darbeler ve yaralanmalar ile birlikte kemikler kolayca kırılabilir.

Kemik kisti nasıl tedavi edilir?

Tedavide kistin hangi kemik üzerinde oluştuğu önemlidir. Tedavi bu doğrultuda farklılıklar gösterebilir. Diz ve bacak kistlerinde ağrı ve enflamasyon giderici ilaçlar kullanılabilir. Ayrıca eklemlerin hareket ettirilmesi yani egzersiz planları da oldukça işe yaramaktadır. Çoğu durumda egzersiz diz ve bacak bölgesinde oluşan kemik kistleri üzerinde oldukça hızlı sonuçlar alınmasını sağlar. Ancak bu egzersizler doktor kontrolünde yapılmalıdır. Bu nedenle bir fizyoterapiste başvurulabilir. Eğer çok fazla ağrı varsa daha hafif egzersiz hareketler tercih edilmelidir. Ağırlık kaldırılan zorlayıcı hareketlerden kaçınılması gerekir. Düz kemiklerde bulunan kemik kistleri için ise egzersiz ve diğer yöntemler işe yaramaz. Bu nedenle daha çok cerrahi müdahale gerekir. Özellikle ileri düzey kemik kistlerinde ameliyat ile kemik üzerindeki kist ya da kistler alınır. Bu işlem sırasında kemik kazınacağı için ameliyat sonrası hafif ağrılar devam edebilir. Ancak bu ameliyatlar kemik dokusuna ya da kemiklere zarar vermez. Çoğu kemik kisti hızla büyür. Bu nedenle ne kadar erken müdahale edilirse o kadar iyi olacaktır.

Kemik kisti ağrı yaparmı?

Kemikte kist oluşumu özellikle ağrı ile karakterizedir. Kemikte kist belirtileri arasında ilk sırada ağrı vardır. Ağrı nedeni ile doktora gidildiğinde kistin teşhisi sağlanır.

Kemik kisti büyüdüğünde hem kemiğe hem de dokulara baskı yapacağı için rahatsız edici komplikasyonlara neden olacaktır. Bu nedenle kemik kistinin erken teşhisi ve erken tedavisi oldukça önemlidir. Eğer kemik üzerinde ağrılar hissediliyorsa mutlaka bir doktora muayene olunmalıdır.

Kemik kisti bir çeşit kemik tümörüdür. Bu nedenle ciddi bir sağlık sorununa dönüşebilir. Kemik kistini önlemenin bir yolu olmasa da hastanın erken tedavi ile hızla iyileşmesi sağlanabilir. Kemiklerde kolay kırılma, ağrı ve şişme gibi belirtilere rastlanıyorsa kemik kistinden şüphe edilebilir. Bu durumda tıbbi yardım almak için vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalı ve gerekli testler tamamlandıktan sonra doktora danışılmalıdır.

mide gribinin belirtileri

Mide gribi viral gastroenterit nedenler sonucunda oluşur. En sık görülen belirtileri ise sulu ishal, karın krampları, bazen ateş ve kusmadır. Ne yazık ki günümüzde mide gribinin hiçbir tedavisi yoktur. Ancak, bazı doğal çözümler ile mide gribi komplikasyonları önlenebilir.

Mide gribi belirtileri:

– Kusma

Mide gribine neden olan virüs bazı durumlarda kusmaya neden olabilir. Mide gribi için kullanılan reçeteli ve reçetesiz ilaçlar da kusma gibi yan etkiler yaratabilir. Amerikan Pediatri Akademisine göre bebekler ve küçük çocuklarda mide gribi durumlarında dikkatli olunmalıdır. Ani kusma atakları kontrol altına alınmalı ve boğulma ya da enfeksiyon gibi sorunlar engellenmelidir. Kusmanın ardından hastanın ağzı ve burnu sabunlu su ile yıkanmalı; küçük yudumlar ile sıvı alımı sağlanmalıdır. Eğer mide bulantısı varsa sıvı alımı yarım saat ya da 1 saat sonraya ertelenmelidir. Bazı gıdalar kusmayı artırabilir. Bu nedenle özellikle süt ve süt ürünleri, yağlı gıdalar, kafeinli içecekler, alkol ve nikotinden kesinlikle uzak durulması gerekiyor.

– Karın ağrısı

Mide gribi ve kusma belirtilerine ek olarak karın ağrıları da görülebilir. Hastalar ağrı için genellikle reçetesiz ilaçlar; asetaminofen veya ibuprofen gibi ilaçlar alırlar. Ağrı için doktor tarafından oral ve rektal başka ilaçlar da reçete edilebilir. Amerikan Akademisi aile hekimlerine (AAFP) göre tek bir noktada oluşan ya da geniş alanları etkileyen keskin ağrılar olduğunda, kusma sırasında kan gelmesi durumunda ve dışkıda kan görüldüğünde mutlaka hiç vakit kaybetmeden doktora gitmek gerekmektedir.

– Ateş

Mide gribinde kusma ve ağrı ile birlikte görülen bir diğer belirti ateştir. Ateşi düşürmek için ılık banyo yapılabilir. Ya da hastanın yüzü, kolları, boynu ve göğsü bir kaba serin su konarak; temiz yıkama bezi veya banyo süngeri ile silinebilir.

– Hidrasyonu korumak

Mide gribi ve gelişen ishalle birlikte sıvı kaybı oluşur. Özellikle küçük çocuklar ve yaşlılarda sıvı kaybı çok daha fazladır. Çok ciddi komplikasyonlara neden olan su kaybını önlemek için su ve sıvı tüketimi artırılmalıdır. Her gün en az 8 bardak su tüketimi ile birlikte et suları ve meyve suları tercih edilebilir. Ancak kafeinli içecekler; çay, kola ve kahve tüketimi durdurulmadır. Kafein mide bulantısının artmasına neden olabilir.

– Beslenme düzeni

Beslenme düzenine dikkat etmek mide gribinin çabuk geçmesini sağlarken aynı zamanda oluşmasını da engelleyebilir. Öncelikle C vitamini açısından zengin gıdalar tüketilmelidir. Özellikle portakal, karpuz, greyfurt, kavun, çilek, ahududu, yaban mersini, kızılcık ve ananas gibi meyveler önerilir. C vitamini açısından yüksek sebzeler ise brokoli, domates, brüksel lahanası, karnabahar, lahana, şalgam, ıspanak, kırmızı ve yeşilbiber, domates ve patatestir. Mide gribinin oluşumunu engelleyen bir diğer besin grubu E vitaminine sahip besinlerdir. E vitamini bağışıklık sistemine yardımcı olur ve antioksidanlar etki gösterir. E vitamini açısından zengin besinler arasında ise bitkisel yağlar, tam tahıllar ve tohumlar bulunmaktadır. Yetişkin kadın ve erkeklerin günlük olarak alması gereken E vitamini 15 miligramdır. Ayrıca sarımsak tüketimi de mide gribini engellemektedir. Çünkü sarımsak antibiyotik, antiviral ve anit-inflamatuar bir ajan olarak çalışır. Birçok sağlık sorunu için faydalı olan sarımsak soğuk algınlığı ve grip virüsleri ile savaşmasının yanı sıra mide gribine neden olan virüsleri de yok etmektedir. Sarımsak ham haliyle tüketilebilir ya da yoğun tadı önlemek için sarımsak takviyeleri alabilir. Ayrıca, balık veya bitkisel yağ tüketimi artırılarak omega-3 takviyesi de alınabilir.

Mide gribi kaç gün sürer?

Mide gribi genellikle 4 ila 5 gün sürer. Daha uzun süren durumlarda en kısa zamanda bir doktora danışılmalıdır.

Mide gribi bulaşıcı mıdır?

Mide gribinin bulaşıcılığı yoktu. Viral nedenler ile oluşur ve sindirim sistemine virüslerin girmesine bağlı olarak ortaya çıkar.

Mide gribi belirtileri görüldüğünde en kısa zamanda bir doktora gidilmelidir. Ayrıca doğal ve bitkisel çözümler de uygulanabilir.

Birinci derece yanıklar cildin daha çok üst tabakasına zarar verir. Cilt dokusunun zarar görmesi ile ağrı oluşabilir. Özellikle hafif yanıklar ve ağrılar için doğal çözümler uygulanabilir. Ancak yanık ciddi boyutlarda ve derinin alt tabakalarını da etkilemiş durumdaysa mutlaka bir doktora görünülmelidir.

Doğal tedavi için yanık dereceleri bilinmelidir. Çok ciddi yanıklarda mutlaka bir doktora gidilmelidir. Daha küçük yanıklarda ise evde doğal çözümler uygulanabilir.

Yanık ağrısı nasıl giderilir:

– Yanığa soğuk su

Soğuk su yanık oluşan alanın üzerine uygulandığında cildi serinletir ve ağrıyı azaltır. Soğuk su ya da buz uygulaması yaklaşık 5 ya da 10 dakika cilt üzerinde bekletilmelidir. Yanık bölge musluk suyu altında 10 dakika kadar da bekletilebilir.

– Yanık için aloe vera

Aloe vera bitkisi veya jeli ile yapılan kremler basit yanıklar üzerinde yatıştırıcı etki gösterirler. Acıyı hafifletirken yanık bölgenin hızlı iyileşmesini sağlarlar. Aloe veralı kremler yanık bölgeye günde 3 ya da 4 kez uygulanabilir.

– Yanık için ağrı kesici

İbuprofen, aspirin veya acetaminophen küçük yanıklardan kaynaklanan ağrıları azaltmaya yardımcı olur. Bu nedenle yanık tedavisinde kullanılabilir. Ancak 18 yaşın altındaki çocuklar için sadece aspirin kullanılması önerilir.

– Yanığa bitkisel çözüm

Yanık tedavisinde bazı bitkiler de kullanılmaktadır. Köri tozu, hardal ve zerdeçal yanık sonucu oluşan iltihabı azaltır ve ağrıyı giderir. Zencefil kapsülleri de kullanılabilir.

El yanıkları için ne yapılmalı?

El yanığı tedavisi yanığın şiddetine bağlıdır. Eğer belirtiler bazı küçük ağrılar ve tahriş olmuş cilde neden oluyor ise ev tedavileri işe yarayacaktır. Birinci derece yanıklar derinin üst tabakasını etkilerken ikinci derece yanıklar üst katmanla birlikte alt katmanların yanması anlamına gelir. Bu durumda daha şiddetli ağrılar oluşur. Üçüncü veya dördüncü derece yanık durumlarında ise mutlaka hemen acil tıbbi yardım alınmalıdır.

Adım 1

Yanan el hemen soğuk su altında tutulmalıdır. Mümkünse bir kasenin içine buz ve soğuk su konulmalı ve el soğuk suyun içerisinde 30 dakika ya da daha uzun bir süre bekletilmelidir.

Adım 2

Aloe vera jel yanık sırasında oluşan tahrişi azaltmak için kullanılmaktadır. Hastanelerde tıbbi uygulama olarak da kullanılan aloe vera jel yanan bölgeyi ferahlatır ve cildi yatıştırır.

Adım 3

Yetişkinlerde günlük 75-90 mg, çocuklarda ise günlük 15-65 mg vitamin takviyesi alınabilir. Yetişkinlerde B kompleks takviyeleri, iyileşmeye katkı sağlamak amacı ile günde 100 mg kadar alınabilir. Ayrıca kullanılan 100 mg’lık çinko takviyeleri de iyileşme sürecinin kısalmasını sağlar. Ancak çinko takviyesinin çocuklarda kullanılması önerilmez. Çünkü ufak dozlarda kullanılması bile mide bulantısı gibi yan etkilere neden olabilir.

Adım 4

Aynısafa çiçeği yanık tedavisinde kullanılan bitkisel çözümler arasındadır. Aynısafa çiçeği içeren losyonlar yanık tedavisinde en sık kullanılan tedavi yöntemleri arasındadır. Bu bitki aktardan bulunabileceği gibi kozmetik mağazalarında yağ olarak da satılmaktadır.

Adım 5

E vitamini yağı yanık bölgeye yara hafifledikten sonra kullanılabilir. E vitamini cilt bakımında kullanılmasının yanı sıra cilt yenileyici özelliği ile el yanıklarında da kullanılmaktadır.

Uyarılar

Yanık tedavisinde bilinen bazı yöntemler cilde daha çok zarar vermektedir. Örneğin yanık üzerine tere yağ sürülmesi iyileşmenin aksine cildin tahriş olmasına neden olmaktadır. Bu bir yanık enfekte alanı tereyağı ovmak için hikâyeler. Bu tamamen önlemek sadece daha çok tahrişe neden olur. Cilt yanıkları sonrasında su toplaması oluşuyorsa bu kabarcıklar patlatılmalı ve tıbbi bir yardım alınmalıdır.

Yanık için ne yapmalı?

Yanık tedavisinde medikal ve doğal çözümlere ek olarak sıvı alımı da artırılmalıdır. Protein iyileşme sürecine katkıda bulunur. Bu nedenle bol bol yeşil yapraklı meyve ve sebzeler tüketilmelidir. Sıvı sprey formunda C vitamini ilaçları da kullanılabilir.