Ad
Ad
Ad
Author

saglikistiyorum

Browsing

Gece körlüğü hastalığı nedir?
Gece körlüğü (nyctalopia) bir göz bozukluğu türüdür. Gece körlüğü olan insanlar gece ya da loş ışıklı ortamlarda etrafı düzgün göremeyebilirler. Bu durum tamamen görmeme durumu olarak bilinse de sadece karanlıkta görmek için daha fazla zorlanma anlamına gelir. Bazı gece körlüğü türleri tedavi edilebilirken bazıları da kalıcı olabilir.

Gece körlüğü neden olur?
Gece körlüğüne bazı göz sorunları neden olabilir. Gece körlüğü nedenleri şunlardır:
– Miyopluk: Uzak nesneleri bulanık görme
– Katarakt: Gözün mercek kısmında oluşan protein bulutları
– Retinitis pigmentosa: Zaman içinde retinana karanlık pigmentler toplanır ve görme alanında tüneller oluşturur.
– Usher sendromu: İşitme ve görme duyularını etkileyen genetik bir durumdur.
Yaşlı insanlarda katarakt bir yaşlanma belirtisi olarak ortaya çıkabilir. Bu nedenle katarakt riski yaşlılarda daha fazladır. Genç yetişkinlere ve çocuklara oranla gece körlüğü yaşlılarda daha sık görülür. Ayrıca nadir de olsa A vitamini eksikliği gibi durumlar da gece körlüğüne neden olabilir. A vitamini retinol olarak da bilinir. Retina göz içerisinde arka tarafta bulunan ışığa duyarlı alandır. Retinol ise retina sinirlerini uyararak görüntünün göz içerisinde oluşmasında görev alır. Aynı zamanda karaciğer ya da pankreas hastalıkları da bazen A vitamininin vücutta absorbe edilmemesine neden olabilir. Bu yüzden, Boston’ın Beth Israel Deaconess Tıp Merkezine (BIDMC) göre gece körlüğü oluşumunda karaciğer ve pankreas hastaları da risk altındadır. Ayrıca şeker hastaları ve yüksek kan şekerine sahip insanlarda da katarakt gelişimine daha sık rastlanabilir.

Gece körlüğü belirtileri nelerdir?
Gece körlüğünün tek belirtisi karanlıkta görme zorluğu çekmektir. Parlak bir ortamdan düşük ışık olan bir ortama geçildiğinde gece körlüğünün ortaya çıkma olasılığı daha yüksektir. Özellikle geceleri araba sürmek ya da loş bir sokakta yürümek gece körlüğü sorunu yaşayan insanlar için oldukça zor ve tehlikeli olabilir.
Gece körlüğü nasıl tedavi edilir?
Göz doktoru detaylı bir tıbbi geçmiş analizi yaparak gece körlüğüne dair bulguları inceler. Ayrıca yapılacak testler için kan örneği de istenebilir. Kan testi ile genel olarak A vitamini ve glukoz düzeylerine bakılır. Gece körlüğü miyopluk, katarakt, ya da A vitamini eksikliği gibi altta yatan nedenlerin tedavi edilmesi ile geçebilir. Düzeltici lensler ya da gözlükler de işe yarayabilir. Eğer düzeltici lenslere ya da gözlüğe rağmen hala loş ışıkta görme sorunu yaşanıyorsa mutlaka bu durumu doktora bildirmek gerekir. Gece körlüğü tedavisinde son gelişmeler, görme sorunun en aza indirilmesine yardımcı olmaktadır. Ayrıca günümüzde gece körlüğü kök hücre tedavisi ile kontrol altına alınabilmektedir.
Katarakt tedavisi
Göz merceğinde protein bulutlarının oluşması işe bulutlu bir görüntü görülmesine neden olan katarakt ameliyat olarak geçen bir sağlık sorunudur. Ameliyat sırasında bulutlu mercek çıkarılarak yerine yapay bir mercek takılır. Kataraktın tedavi edilmesi ile gece körlüğü de geçecektir.
A vitamini eksikliği tedavisi
A vitamini düzeyinin düşük olmasından kaynaklanan gece körlüğü durumlarında doktor vitamin takviyesi verebilir. Takviyeler doktorun söylediği şekilde düzenli olarak alınmalıdır.

Gece körlüğü genetik midir?
Gece körlüğü genetik nedenler ile de olabilir. Eğer gece körlüğü genetik bozukluklar nedeni ile oluşuyorsa tedavisi mümkün değildir. Pigmentlerin retinada birikmesine neden olan genetik bozukluklar genellikle düzeltici lenslere ile ya da ameliyat ile düzeltilemez. Bu nedenle genetik bozukluktan dolayı gece körlüğü yaşayan insanlar kesinlikle gece araba kullanmamalıdırlar.
Gece körlüğü engellemek için ne yapılabilir?
Gece körlüğü eğer doğum kusurları veya usher sendromu gibi genetik koşullara bağlıysa engellenemez. Fakat şeker hastalığı, göz bozukluğu ve A vitamini eksikliği gibi sağlık sorunlarına bağlı gelişiyorsa engellenebilir. Bu durumlarda gece körlüğünü engellemek için antioksidan vitaminler ve mineraller tüketebilirsiniz.
Gece körlüğüne hangi vitamin iyi gelir?
Gece körlüğünü önleyen vitamin A vitaminidir. Bu nedenle gece körlüğü riskini azaltmak için A vitamini içeren gıdaları tercih edebilirsiniz. A vitamini içeren başlıca gıdalar şunlardır:
– Kavun
– Tatlı patates
– Havuç
– Kabak
– Balkabağı
– Mango
– Ispanak, lahana, süt ve yumurta
Halk arasında gece körlüğüne sülük tedavisi de uygulanmaktadır. Ancak bu alternatif tedavi tehlikeli olabilir. Bu nedenle öncelikle mutlaka alanında uzman birine ve doktora danışılmalıdır.

Özofagus reflü nedir?
Gastroözofageal reflü bir sindirim sistemi hastalığıdır. Asit reflü olarak da bilinmektedir. Çok hayati bir hastalık olmasa da bu sorunu yaşayan insanların çoğunda midede tahriş ve ciddi komplikasyonlar görülebilir. Genelde mide ekşimesi herkeste görülen bir durumken bu ekşime kronikleştiğinde asit reflü hastalığı oluşur. Asit reflü hastalığında mide ile yemek borusunu birbirine bağlayan kapacık tam olarak kapanmaz. Ve mide asidi yemek borusuna oradan boğaza ve ağıza kadar çıkar. Ağızda oldukça kötü bir tat bırakan mide asidi reflünün ilk ve en önemli belirtisidir.

Asit reflü nedir: Asit reflü belirtileri:
Asit reflü, mide ekşimesi ve asit sindirim olarak da bilinir. Yemek borusu içine asit dolması sonucunda oluşur. Bu durum ise göğüs ve üst karın bölgesinde yanma ve sıkışma gibi belirtilere neden olur. Normalde yutma sırasında gıdaları aşağı itmek için yemek borusundaki kaslar yardımcı olur. Yemek borusunun sonunda ise alt özofagus sfinkter denilen bir çeşit vana bulunmaktadır. Bu vana normalde yemekler mideye geçtikten sonra kapanır ve yemeklerin tekrar yukarı çıkmasını engeller. Bu kaslar düzgün çalışamadığında kapakçık tam olarak kapanamaz ve mide asidi bu kapakçıktan sızarak yukarı, yemek borusuna doğru çıkar. Yemek borusundan geçen asit yemek borusunu tahriş ederek yoluna devam eder. Yutağa ve oradan da boğaza gelir. Burada da tahrişe neden olarak en son ağız içine kadar yükselir. Mide asidinin her geçtiği yerde oluşan tahrişler ağrıya neden olabilir. Mide ağrısı ve göğüs bölgesindeki ağrılar yemek yedikten hemen sonra oluşuyorsa sebebi genelde asit reflüdür. Mide ekşimesi kas gelişimi ile ilgili olduğu için henüz tam olarak olgunlaşmamış bebeklerde oldukça yaygındır. Bebeklerde bu nedenle yemek yedikten hemen sonra gaz çıkarma ve tükürme gibi durumlar oluşur. Bu durum bebeklikte kalıyorsa bir sorun oluşturmaz ancak bebek 1 yaşına geldiğinde bile hala devam ediyorsa ileride midede ciddi sorunlara neden olabilir. Asit reflü ya da mide ekşimesi özellikle büyük öğünlerden sonra, sindirimi zor olan gıdalar tüketildikten sonra veya daha fazla mide asidi salgılatan gıdaların tüketilmesi nedeniyle oluşur ve oldukça yaygındır. Genel olarak bazı besinler mide ekşimesine neden olabilir. Özellikle çok yağlı gıdalar, baharatlı yiyecekler ve asitli meyve ve meyve suları içmek mide ekşimesi ve asit reflü belirtilerinin oluşma riskini artırmaktadır.

Gastroözofageal reflü hastalığı nedir?
Gastroözofageal reflü hastalığı tanısı doktor tarafından konulması gereken resmi bir hastalıktır. Ana belirti mide ekşimesi veya asit reflü olmasıdır. Asit reflü ile benzer niteliktedir. Ancak ek sağlık komplikasyonlarını önlemek için tedavi gerektirir ve daha ciddi bir durum oluşturur. Başka bir deyişle, asit reflü sadece mide ekşimesini içeren bir hastalık iken gastroözofageal reflü her iki hastalığı da içerir.
Gastroözofageal reflü belirtileri şunlardır:
– Sık sık mide ekşimesi yaşamak (her hafta1 veya 2 kez ya da daha fazla)
– Göğüs ağrısı
– Boğaz arkasında kısmen ve yetersiz sindirilmiş gıda
– Yutmada sorun yaşama
– Astıma benzer nefes alma sorunları
– Öksürük
– Boğaz ağrısı
– Ses kısıklığı
– Ağız arkasında ekşi bir tat
Gastroözofageal reflü belirtilerine reçetesiz ilaçların bazıları yardımcı olabilir. Ancak çoğu ilaç gastroözofageal reflü belirtilerini hafifletmede yeterli değildir. Gastroözofageal reflünün kesin nedenleri günümüzde hala bilinmemektedir. Fakat oluşmasında katkısı olan durumlar bilinmektedir. Genel olarak asitli içeceklerin içilmesi ya da daha fazla mide asidi üretilmesini gerektiren yiyecekler gastroözofageal reflüye neden olabilmektedir. Sonuç olarak bu hastalık mide ve yemek borusundaki kapakçık kasının düzgün çalışamamasından ve mide asitlerinin yıpratıcı etkisinden kaynaklanmaktadır.

Reflü neden olur?
Çoğu insan yemek yedikten hemen sonra yatar ve tüketilen besinlerin sindirilmesine zaman tanımaz. Bu ve bunun gibi faktörler de gastroözofageal reflü için tetikleyici faktörler arasında bulunmaktadır. Mide için risk faktörleri genellikle daha öznel nedenlerdir. Gastroözofageal reflü için başlıca risk faktörleri şunlardır:
– Genetik
– Yaralanma ve yemek borusu bir travmaları
– Gebelik
– Hiatal fıtık
– Diyabet
– Sigara içmek
– Alt yemek borusu kapağı zayıflaması ve bağ dokusu hastalıkları
– Zollinger Ellison sendromu
Ayrıca, yeni çalışmalar mevcut obezite vakalarında gastroözofageal reflü riskinin çok daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bu çalışmalarda 11 yıl Norveç’te 30.000 kişi izlendi ve araştırmacılar yüzde 47’lik artış ile haftalık asit reflü belirtilerinde bir yükselme fark ettiler. Bu teoriye göre obezite ve fazla kilolu insanlarda gastroözofageal reflü riski daha yüksektir. 2006 yılında yapılan bir çalışma da mide ile obezite arasında bir bağlantılı bulunmuştu. Araştırmacılar aşırı vücut ağırlığı olan insanlarda mide ekşimesi ve asit reflü riskinin arttığını söylediler.
Reflü kimlerde görülür?
Ara sıra mide ekşimesinden şikayet eden herkes gastroözofageal reflü için risk altındadır. Diğer risk faktörleri de durumun tetiklenmesine neden olabilir. Sigara içmek, hamile kalmak, kilo almak ve yağlı besinler tüketmek gastroözofageal reflüye neden olabilir. Sindirim alışkanlıklarınızda meydana gelen değişiklikleri de unutmamak gerekir. Daha önce hiç mide ekşimesi yaşamamıştınız fakat şimdi sık sık yaşıyor musunuz? Bazı gıdalara eskisinden daha fazla mı duyarlısınız? Bu belirtiler üzerinde yaşlanmanın da etkisi olabilir. Ancak bu ve bunun gibi her zamankinden farklı sindirim sorunları yaşamaya başladığınızda gastroözofageal reflüden şüphe edebilir ve bir doktora başvurabilirsiniz. Erken teşhis ile fazla komplikasyon yaşamadan duruma önceden müdahale edebilirsiniz.
Gastroözofageal reflü komplikasyonları nelerdir?
Mide asidi yavaş yavaş hücreleri ve skar dokusu oluşumunun olduğu yemek borusuna ve dokulara zarar verir. Bu durum yutma zorlukları yaşanmasına neden olabilir. Yemek borusunda oluşan bu hasar yaralara neden olarak özofagus (yemek borusu ülserleri) gibi ciddi hastalıklara yol açabilir. Hatta bazı durumlarda alt özofagus astarına kadar ulaşan asitler kansere bile neden olabilir. Gastroözofageal reflünün diğer komplikasyonları arasında ise akciğer iltihabı ve enfeksiyonları, boğaz iltihabı ve sinüslerde sıvı toplanması ile orta kulak hastalıkları gibi sağlık sorunları vardır. Neyse ki bazı yaşam tarzı değişiklikleri ve mide ilaçları belirtileri hafifletmeye yardımcı olurken hasarı en aza indirgeyebiliyor. Eğer gastroözofageal reflü belirtileri ile birlikte inatçı öksürük ve göğüs ağrısı gibi belirtiler varsa mutlaka doktorunuza başvurmalısınız. Mide, yutak, yemek borusu ve boğaz dokularına daha fazla zarar gelmeden doktor tedavisine başlamak sağlık açısından gereklidir. Gastroözofageal reflünün başka ve daha ciddi hastalıklara neden olmaması için erken tedavi oldukça önemlidir. Erken teşhis ile başlayan erken gastro özofageal reflü tedavisi mide ve yemek borusunun en az hasar ile hastalıktan kurtulmasını sağlar. Bu nedenle herhangi bir mide ekşimesi ya da gastroözofageal reflü belirtisi durumunda hemen bir doktora danışmanızda fayda olacaktır.

Kalın bağırsak iltihabı nasıl anlaşılır?
Kolit bir çeşit kolon iltihabıdır. Bu iltihaptan kolon ile birlikte bağırsakların diğer bölümleri de etkilenebilir. Kolit oluşan kişilerin karnında rahatsızlık ve ağrı oluşabilir. Belirtiler ara ara nüksedebilir bazen de ağrı uzun süre görülmeyebilir.
Kolit hastalığı çeşitleri:
Kolit, bu duruma neyin sebep olduğuna göre sınıflandırılır.
– Ülseratif Kolit (UC)
Ülseratif kolit iltihabi bağırsak hastalığı olarak sınıflandırılmış iki türden biridir (Diğer tür crohn hastalığıdır). Ülseratif kolit kalın bağırsak iç astarı içinde kanama ve inflamasyon sonucu oluşan bir hastalıktır. Genellikle, rektumda başlar ve kolona yayılır. Ülseratif kolit en yaygın olarak görülen kolit türüdür. Başlıca ülseratif kolit türleri şunlardır:
Proctosigmoiditis, rektum ve kolonun alt kısmını etkiler.
Sol taraflı kolit, kolon ve rektum başında sol tarafındaki etkiler.
Toplam kolit, tüm kalın bağırsağı etkiler.
– Pseudomembranous kolit (PC)
Bu kolit türüne bir bakteri neden olur. Aslında bu tür bakteriler normalde bağırsaklarda yaşarlar ve iyi bakteri varlığı nedeni ile herhangi bir soruna neden olmazlar. Bazı ilaçların alınması sağlıklı ve iyi bakterileri yok edince kötü bakteriler çoğalır ve toksinler serbest bırakılır. Bu da iltihap oluşumuna neden olur.
– İskemik kolit (IC)
Kolonda kan akışı aniden kesildiğinde veya kısıtlandığında iskemik kolit meydana gelir. Kan pıhtıları, ani tıkanıklıkların en yaygın nedenidir. Genellikle bu kolit türünde tıkanıklığa kan damarlarında biriken yağlar da neden olmaktadır. İstemik kolit bazı durumlarda daha sık görülebilir. Bu durumlar şunlardır:
– Vaskülit (kan damarlarının iltihabı)
– Fıtık
– Diyabet
– Kolon kanseri
– Dehidrasyon (sıvı kaybı)
Kalın bağırsak iltihabı nedenleri:
Ülseratif kolit nedenleri:
– En sık 15 ve 30 yaş arasında ya da 60 ve 80 yaş arasında
– Ailede kolit sorunu olan varsa
– Antibiyotik alınıyorsa
– Kemoterapi tedavisi görülüyorsa
– Bağışıklık sistemi zayıfsa
İskemik kolit nedenleri:
– 50 yaş üzerinde olmak
– Kalp hastalıkları
– Kalp yetmezliği
– Düşük kan basıncı
– Karın ameliyatı olunması
Kolit belirtileri nelerdir?
– Karın ağrısı veya kramp
– Karında şişkinlik
– Kilo kaybı
– İshal
– Kan, bağırsak hareketleri
– Tuvalet ihtiyacında değişiklikler
– Titreme ya da ateş
– Kusma
– Mide bulantısı
Kolit tanısı nasıl konur?
Semptomlara ve belirtiler doktor tarafından analiz edilir. Fiziksel muayenenin ardından bazı test ve görüntüleme seçeneklerine başvurulabilir.
Kolonoskopi: Anüsten girilerek kolon ve rektum görüntüleme sistemi ile kol için izlenir. Sigmoidoskopi: Kolonoskopi benzeri bir yöntemdir fakat bu yöntem sadece rektum ve alt kolonları gösterir.
Dışkı örneği
Manyetik rezonans görüntüleme (MRG) veya bilgisayarlı tomografi (BT): Karın içi görüntüsü alınır.
Baryum lavman: Röntgene yardımcı olmak ve net görüntü almak için baryum enjekte edilir.
Kolit tedavisi nasıl yapılır?
Kolit tedavisi genellikle yaş ve genel fiziksel duruma göre değişir.
İlaç tedavisi
Anti inflamatuar ilaçlar şişlik ve ağrı tedavisi için kullanılabilir ve antibiyotikler de enfeksiyon tedavisi için alınabilir. Kolit tedavisinde kullanılan ilaçlar mutlaka doktor tavsiyesi ile kullanılmalıdır.
Kolit ameliyatı
Eğer ilaç tedavileri işe yaramazsa kolon ve rektum üzerinde bazı cerrahi müdahaleler yapılabilir.
Kolit uzun vadede sorun yaratır mı?
Kolitin uzun vadede etkisi türüne göre değişiklik gösterir. Eğer ameliyat yapılmazsa ülseratif kolit için ömür boyu ilaç tedavisi gerekebilir. İskemik kolit gibi diğer türler genellikle ameliyat olmadan iyileşirken pseudomembranous kolit ise antibiyotiklere tedavisine yanıt verse de ileriki zamanlarda nüksedebilir.
Kolit için şifalı bitkiler kullanılabilir. Ancak kolit için bitkisel tedavi konusunda da mutlaka doktora danışılmalıdır.

Bağırsak paraziti temizliği: Bağırsak parazit enfeksiyonu giardia denilen mikroskobik parazitlerin ince bağırsakta oluşturduğu bir enfeksiyondur. Bu parazitler genellikle yiyecekler ve diğer enfekte olan insanlar ile temas edilmesi halinde bulaşır. Ohio State Üniversitesi Wexner Tıp Merkezine göre paraziter enfeksiyonların en sık nedeni kirli içme sularıdır. Bu parazit genellikle aşırı kalabalık ve hijyenik koşulların iyi olmadığı ülkelerde görülmektedir.

Bağırsak paraziti neden olur?
Giardia paraziti insanların ve hayvanların dışkılarının yanı sıra toplu yemek alanlarında ve içme sularında da bulunmaktadır. Toprakta bile bulunabilen bu parazitlerin vücuda girerek sindirilmesi enfeksiyona yol açar. Kirli su sadece içme suyu değil yüzme havuzları, spa merkezleri ya da göllerde de bulunmaktadır. Genellikle suyun kirlenmesinin ve parazit oluşumunun nedeni ise hayvan dışkısı ve tarımsal yöntemlerden kaynaklanır. Bağırsak parazit enfeksiyonu kişiden kişiye temas yoluyla da yayılabilir.
Bağırsak paraziti belirtileri nelerdir?
Bazı insanlar, herhangi bir belirti yaşamadan giardia parazitlerini taşıyabilirler. Bağırsak parazit enfeksiyonu belirtileri genellikle parazite maruz kaldıktan bir veya iki hafta sonra ortaya çıkar. Bağırsak parazit enfeksiyonunun

– Yorgunluk
– Mide bulantısı
– İshal veya yağlı dışkı
– İştah kaybı
– Kusma
– Şişkinlik ve karın krampları
– Kilo kaybı
– Aşırı gaz
– Baş ağrısı
– Karın ağrısı

Bağırsak paraziti nasıl anlaşılır?
Doktor test etmek için dışkı örneği isteyebilir. Örnek içerisinde mikroskobik ortamda giardia parazitleri analiz edilir. Doktor gerekli görürse esnek bir tüp yardımı ile endoskopi yaparak boğaz ve sindirim yolunu inceler. Bazı durumlarda sindirim sistemi içerisinde parça alınarak analiz edilebilir.

Bağırsak parazitleri kilo yapar mı?
Bağırsak parazitleri ilerleyen aşamalarda karın bölgesinde şişliğe neden olabilir.

Bağırsak paraziti tedavisi:
Çoğu durumda bağırsaklar kendi kendini temizler. Enfeksiyonun şiddeti ya da uzunluğuna göre doktor bazı ilaç tedavilerine başlayabilir. Bağırsak parazit enfeksiyonu tedavisinde yaygın olarak kullanılan ilaçlar antibiyotiklerdir. Bu antibiyotikler genel olarak metronidazol, tinidazole, nitazoxanide ve paromomisin gibi maddeler içerir. Metronidazol maddesi ağızda metalik bir tat bırakarak mide bulantısına neden olabilir. Tinidazole ise genellikle günde tek bir doz verilir ve metronidazol kadar etkilidir. Sıvı formda kullanılan nitazoxanide ise genellikle çocuklara verilir. Hamile kadınlarda ise bağırsak parazit enfeksiyonu durumlarında başlangıç kısmında ilaç almadan hastalığın vücuttan temizlenmesi beklenir. Eğer bağırsak parazit enfeksiyonu geçmiyorsa o zaman paromomisin verilebilir. Çünkü paromomisin doğum kusurlarının oluşması için antibiyotikler arasında en az risk taşıyan antibiyotiktir.
Giardiasis bağırsak parazit enfeksiyonu ile ilişkili komplikasyonlar nelerdir?
Bağırsak parazit enfeksiyonu ishale neden olarak su kaybı ve kilo kaybı gibi komplikasyonlara yol açabilir. Enfeksiyon bazı insanlarda laktoz intoleransına neden olurken; 5 yaşında altındaki çocuklarda fiziksel ve zihinsel gelişimleri etkileyebilir.

Bağırsak parazitleri ve korunma yolları?
Bağırsak parazit enfeksiyonu genel anlamda engellemez. Ancak mikroplu yiyecekler ve sulardan kaçınarak hastalık riski azaltılabilir. Gölet, akarsu, nehirler ve deniz giardia paraziti için potansiyel kaynaklardır. Bu alanlarda yüzerken su yutmamaya çalışmalısınız. Ayrıca içme suyuna da dikkat etmelisiniz. Çeşme suyu yerine kapalı şişelerde su alarak tüketebilirsiniz. Musluk suyundan yemek yapmaktan da kaçınmalısınız. Yiyeceğiniz meyve ve sebzeleri yıkarken eğer suda mikrop olduğunu düşünüyorsanız hazır suları kullanmalısınız. Aynı şekilde çay ve kahve içerken de kullandığınız suya dikkat etmelisiniz. Sıcaklık paraziti etkilese de gelişmiş parazit varsa ölmeyebilirler. Ayrıca cinsel birliktelikler bağırsak parazit enfeksiyonunun bulaşmasına neden olabileceği için prezervatif kullanarak riski en aza indirebilirsiniz.
Bağırsak paraziti nasıl düşürülür: bağırsak parazitine bitkisel çözüm
Bağırsak parazitleri için çörek otu en etkili çözümdür. Parazitin kısa sürede atılmasını sağlar. Bir bardak suyun içerisine her gün 1 çay kaşığı çörek otu eklenerek tüketilebilir. Çörek otu içecek ve yemeklere de eklenebilir.

Stresle başa çıkmanın yolları:
Stres, vücudun belirli durumlara verdiği bir çeşit zihinsel yanıttır. Aynı zamanda stres oldukça öznel bir durumdur; nedeni kişiden kişiye göre değişiklik gösterir. Örneğin toplum içinde konuşma bir kişiye göre stres nedeniyken bir başkasına göre yalnız kalmak stresin nedeni olabilir. Stres, fiziksel sağlığı, ruh sağlığını ve davranışları etkileyebilir. Stresi yaratan uyaranlara yanıt olarak, vücudun kendi biyolojik yanıtı verilir. Kalp hızı artar, beyin daha hızlı çalışır ve ani enerji patlamaları olabilir. Stres yönetimi öğrenilerek hayatın her alanında oluşabilecek stres nedenlerine karşı önlem alınabilir. Stresin etkileri en aza indirilmelidir.
Stres her zaman kötü bir neden bağlı değildir. Stres her zaman kötü ya da sıkıntılı olaylar karşısında gelişmez. Genel olarak kazalar, kötü giden iş hayatı ya da duygusal sıkıntılar ile birlikte ortaya çıkan stres geçici bir durumdur. Bazen evlilik ya da hamile kalmak gibi güzel olaylar da stresin oluşmasına neden olabilir. Stresli anlar geçtiğinde nabız yavaşlar, kasları serbest kalır ve solunum normale döner. Bazı durumlarda stres devamlılık kazanarak kronikleşebilir. Kronik stres ise bazı ciddi fiziksel sağlık sorunlarına neden olabilir. Stresin farklı türleri bulunmaktadır.
Stres türleri nelerdir?
– Akut stres
Akut stres vücudun bir olay ya da talep karşısında anında verdiği tepkidir. Bir araba kazasında ya da yapılan ciddi hatalar ile ortaya çıkabilir. Akut stres her zaman negatif olayların neden olduğu bir durum değildir. Bazen yeni deneyimler de akut strese neden olabilir. Mesela yeni bir şehre taşınmak, yeni bir işe başlamak ya da evlenmek gibi olaylar stres oluşmasına neden olur. Akut stres genellikle izole ve geçici bir durum olduğu için genel sağlığı etkilemez. Bazı durumlarsa ise akut stres kronik strese dönüşerek daha ciddi bir durum yaratabilir.
– Kronik stres
Akut stres geçmediğinde ve artmaya başladığında ya da uzun bir süre devam ettiğinde kronik stres oluşur. Stres bu durumda tüm sağlığı etkileyen bir hal alabilir. Tüm fiziksel hastaların tetiklenmesine neden olan stres ciddi ve hayati rahatsızlıklara neden olabilir. Stres özellikle kalp hastalığı, kanser, akciğer hastalığı, kazalar, siroz, karaciğer ve intihar gibi birçok ciddi hastalığı tetikler. Kronik stresten şikayetçi olan kişiler mutlaka bir psikoloğa başvurarak stresi yenmenin yollarını öğrenmelidir. Aksi takdirde ileride ciddi fiziksel rahatsızlıklar ile karşılaşılabilir.
Stres yönetimi nasıl uygulanır: Stresten kurtulma yolları
Stresten hemen kurtulmak mümkün değildir. Fakat stresli durumları konrtol etmeyi öğrenmek bu süreçlerin daha kolay geçmesini sağlar. Stres bazı durumlarda sağlıklı bile olabilir. Hayatta bazen kötü ve gerin anlar iyi anların oluşmasını sağlar. Bu nedenle stresi tamamen yok edemesek de stres yaratan olaylar karşısında kontrol sahibi olunmalıdır. Negatif durumların aşılacağını bilerek güçlü olmaya çalışılmalıdır. Stres geçici bir durum olsa da bazen çok uzun sürebilir. Çok uzun süren stres durumları ise bazı psikolojik rahatsızlıkların tetiklenmesine neden olabilir. Bu nedenle stres kontrolünde zorluk yaşanıyorsa mutlaka bir doktora başvurulmalıdır. Ayrıca stres anksiyeteye dönüştüyse ya da diğer psikolojik hastalıkların belirtileri görülmeye başlandıysa doktora gitmek için vakit kaybetmemekte yarar olacaktır. Stresten kurtulmak için kendi kendinize yapabileceğiniz bazı yöntemler de vardır. Mesela meditasyon, yoga ve nefes egzersizleri gibi rahatlamaya yönelik öğretiler uygulanabilir. Bunların dışında sevilen hobilere zaman ayrılması, aile ve arkadaşlarla stresi oluşturan unsurlar üzerinde konuşulması ve çözüm hakkında fikir alınması da stresi yenmede yardımcı olabilir. Stres belirtileri yaşıyorsanız stres yönetimini öğrenmek için önce kendinizi tanımalı sonra bir psikoloğa başvurmalısınız.
Strese ne iyi gelir?
Stres için doğal yöntemler de uygulanabilir. Stres için nefes egzersizleri oldukça etkili bir çözüm olacaktır. Bu egzersizler kişinin kaygı düzeylerini düşürür. Ayrıca strese iyi gelen bitki çayları da tüketilebilir. Stres topu gibi stres azaltıcı yöntemler de izlenebilir.

Aşıların hastalıklardan korunmadaki önemi:
Vücut bağışıklık sistemi ile hastalıklara karşı koruma sağlar. Bağışıklık sistemi vücudu hücre, doku ve organları bakteri, virüs ve diğer mikroorganizmalar gibi yabancı işgalcilerden korur. Ancak, bazı patojen vücut tanınmaz ve bağışıklık sisteminin bastırılmasına neden olarak hastalıkların yayılmasına sebebiyet verir. Aşı bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek için uygulanan en geçerli yöntemlerden biridir. Uzmanlara göre, insanların hastalıktan ilk etapta korunması için aşı olunması çok önemlidir. Bu nedenle özellikle bebeklik ve çocukluk döneminde bazı hastalıklara karşı vücudun direncinin artırılması için aşı yapılması gerekir. Özellikle yeni doğan bebeklerde kızamık, boğmaca ve kızamıkçık gibi çocuk hastalıklarının önüne aşı ile geçilebilmektedir. Bu tür enfeksiyonel hastalıkların dışında soğuk algınlığı ve grip gibi viral hastalıklara karşı da aşı önerilmektedir. 2005-2010 yılları arasında yapılan anketler insanların yüzde 60’ının yıllık grip aşısı olmadığını ortaya koymaktadır. Hastalıklardan korunmak için özellikle kış mevsimine yaklaşırken mutlaka grip aşısı olmak gerekmektedir.
Aşı nedir: Aşı ve bağışıklık sistemi:
Sağlıklı bir bağışıklık sistemi işgalcilere karşı bir defans oyuncusu gibi davranır. Bağışıklık sistemi vücuda giren çeşitli karşı zararları işgalcilere karşı savaşır. Aşılar genellikle kısmi protein, tüm protein, polisakkarit veya zayıf ya da etkisiz patojenlerin ufak kopyalarını içerir. Bağışıklık sistemi bu patojenlerle savaşarak hastalığı nasıl yeneceğini öğrenir. Genellikle iğne ile (bazen bir hap şeklinde) enjekte edilen aşı bağışıklık sistemine kendisini tanıyarak yabancı işgallere karşı nasıl savaşması gerektiğini öğretir.
Bağışıklık sistemi aşısı:
Aktif bağışıklık bir patojeni hatırlayarak daha önce karşılaştığı yabancı istilacıları tanır ve bu patojenlere karşı vücudu başarıyla korur. Bu tarz bağışıklık sistemleri aşılar ile yapay bağışıklık kazandıktan sonra doğal bağışıklık kazanmaya başlarlar. Aktif bağışıklık sistemi annenin ürettiği antikorlar tarafında doğum sırasında çocuğa geçer. Pasif bağışıklık ise bağışıklık sisteminin transfer edilmesi ile gerçekleşir. Başka bir insandan alınan antikorlar bağışıklık sistemi zayıf insanlara nakledilir. Bu genelde bağışıklık sisteminin etkileri ile ortaya çıkan hastalıklardan korunmak için yapılır. Fakat koruma birkaç hafta da ya da birkaç ay da geçer.
Aşı nasıl yapılır:
Aşılar özellikle çocuklarda oluşabilecek hastalık riskini azaltır. Çocuk felci gibi aşılar tarihe baktığımızda birçok çocuğun ölümüne neden olmuştur. Fakat günümüzde bebeklere ve çocuklara yapılan pek çok aşı sayesinden oluşabilecek hastalıkların neredeyse tümü engellenebilmektedir. Aşı patojenlerin yayılması ile oluşabilecek komplikasyonları ortadan kaldırır. Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) yaptığı çalışmalara göre aşı güvenliği ve aşı yönetmelikleri ile hastalıklar nedeniyle meydana gelen ölümlerin oranı önemli ölçüde azaltılmaktadır.
Aşının yan etkileri:
Aşı yapıldıktan sonra bazı yan etkiler oluşabilir. En sık görülen yan etki aşıya bağlı ateş ve aşıya bağlı halsizliktir. Ancak bu durum normaldir. Eğer ateş giderek yükseliyorsa bir doktora danışmakta fayda olacaktır.
Aşıya su değerse ne olur?
Aşı yapılan alana su gelmemesi gerekir. Bu şekilde olası enfeksiyon durumları engellenmiş olur.
Aşı hastalıkları nasıl önler?
Aşılar hastalık oluşmadan önce kullanılır. Yani hastalanan bir kişiye aşı yapılması hastalığın tedavi edilmesini sağlamaz. Sanılanın aksine aşı olunması vücutta hastalığa neden olmaz. Sadece vücut hastalıkla karşılaştığında nasıl bir mücadele vereceğinin ön provasını yapar. Bu prova sırasında yaptığı tüm hamleleri kaydeden bağışıklık sistemi gerçekten hastalıkla karşı karşıya kaldığında bu adımları uygulayarak hastalığı daha kolay yener. Aşı olan kişilerde önceden antikor üretimi sağlandığı için söz konusu hastalık vücuda etki edemez. Aşı planlaması da oldukça önemlidir. Vücudun direnç oluşumunun kuvvetli olması için yaş ve doz etkenleri gözetilerek bazı aşıların belirli aralıklar ile tekrarlanması gerekebilir. Bebeklere ve çocuklara aşı yapılmasının nedeni hastalığa yakalanma risklerinin daha yüksek olmasından ileri gelmektedir. Her ülkede uygulanan belirli aşı takvimleri ile çocuklar küçük yaşlardan itibaren hastalıklara karşı korumaya alınır. Eğer çocuğunuz varsa çocuk doktorunun da takibi ile aşılarının yaptırılmasını sağlayın ve okul zamanı geldiğinde aşı takvimine uymaya özen gösterin.

Ms hastalığı nasıl seyreder?
Ms hastalığı bir çeşit sinir hastalığıdır. Oldukça ciddi bir hastalıktır ve ms hastalığı belirtileri aniden ortaya çıksa da hızlı ilerler. Multipl skleroz (MS) günümüzde uygulanan kesin bir tedavisi yoktur. Ancak, tıbbi araştırmalar bazı ilaçların MS semptomlarını ve hastalığın nüksetmesini önlediğini ortaya koymaktadır. Kullanılan bazı ilaçlar MS hastalığının sürecini yavaşlatırken aynı zamanda hastanın yaşam kalitesini de artırır. Ancak kullanılan ilaçların bazı yan etkileri bulunmaktadır.
Ms hastalığı ilaçlarının yan etkileri:
– Tysabri (natalizumab) içeren ilaçlar kan, beyin ve omurilik içinde seyahat ederek bağışıklık hücrelerini engelleyecek biçimde tasarlanmıştır. Araştırmalar, natalizumabın sayısının azaltılmasının MS şiddetinin artmasına neden olduğunu göstermektedir. Fakat bu bileşen progresif multifokal leukoencephalopathy (PML) denilen ve son derece nadir görülen ama ölümcül bir beyin enfeksiyonunun risk oranını yükseltmektedir. Bu bileşene sahip ilaçların diğer basit yan etkileri arasında ise baş ağrısı, yorgunluk, eklem ağrısı ve alerjik reaksiyonlar gibi etkiler bulunur.
– Tecfidera (Dimetil fumarat) bağışıklık hücrelerini kısıtlayan ve vücudun sinir sistemine saldırmasını engellemeyen güçlü bir ilaçtır. Bu bileşene sahip ilaçlar bir anti-oksidan etkisi gösterir ve beyin ile omurganın MS hastalığından daha fazla zarar görmesini engeller. Bileşenin diğer basit yan etkileri baş ağrısı, kızarıklık ve mide bulantısı içerir gibi belirtileri içerir.
– Aubagio (teriflunomid), günde bir kez oral tablet şeklinde alınarak vücudun bağışıklık hücrelerinin merkezi sinir sistemine saldırmasını engeller. Bu ilaç ayrıca MS hastalığının belirtileri azaltırken ishal, mide bulantısı, saç dökülmesi ve karaciğerde yan etkilere neden olabilir.
– Avonex (interferon beta-1a), uyuşturucu bir ilaç olmakla birlikte interferon ailesinin bir üyesi olarak MS hastalığının ilerlemesini yavaşlatır, beyin lezyonlarının boyutunu ve sayısını azaltır. Ayrıca hastalık nüksettiğinde şiddetini de azaltır. Fakat bu bileşenin bulunduğu ilaçlar grip benzeri belirtilere (baş ağrısı, titreme, ateş) neden olabilir. Diğer yan etkileri ise karaciğer hasarı, nöbetler ve enjeksiyon yerinde reaksiyonlardır.
– Betaseron ve Extavia (interferon beta-1b) avonex ile aynı yan etkileri gösterir.
– Rebif (interferon beta-1a) de avonex ile çok benzer özelliklere sahiptir. Diğer interferon uyuşturucular gibi rebif de enjeksiyon hastalarında grip benzeri belirtilere özellikle ateş, bulantı ve baş ağrısı gibi yan etkilere neden olabilir.
– Copaxone (glatiramer asetat) vücudun bağışıklık sistemini korur sinirlerdeki miyelin maddesini yok engeller. Bu ilaç günde 1 kez alınır ve MS belirtilerinin sıklığını azaltır. Yan etkileri arasına enjeksiyon yerinde reaksiyonlar, kalp çarpıntısı, göğüs ağrısı ve kızarıklık gibi belirtiler vardır.
– Gilenya (fingolimod) oral olarak alınan ilaçlarda bulunur. Her gün tablet şeklinde alınırken bağışıklık hücrelerini ve lenf düğümlerini, miyelin saldırılarını önler. Yaygın yan etkileri arasında enjeksiyon, izleyen zamanlarda kardiyak olaylar (örneğin kalp çarpıntısı) ve toksisite göz sorunları görülebilir.
– Novantrone (mitoxantrone) bağışıklık hücrelerinde bulunan miyelin maddesini bastırır. Bununla birlikte hastalık sonucu oluşan sakatlıklar yavaşlar ve MS hastalığının nüks etme sıklığı azalır. Mitoxantrone’in birkaç ciddi yan etkileri vardır. Bu yan etkiler arasında kalp hasarı ve muhtemel lösemi kanseri etkiler bulunmaktadır.
Tedavide gecikilmemelidir.
Ms tedavisi için ilaç tedavisinin yanı sıra doğal çözümler de kullanılabilir. Ms hastalığı bitkisel çözüm yolları ile bir nebze de olsa kontrol altına alınmaktadır. Ms hastalığı çuha çiçeği gibi bitkiler ile belirtileri azaltılabilen bir hastalıktır. Ayrıca beslenme düzenine de dikkat edilmelidir. Ms hastalığına iyi gelen yiyecekler mutlaka beslenme düzenine eklenmelidir. Alternatif olarak ms hastalığında sülük tedavisi de uygulanan yöntemler arasındadır. Ancak mutlaka doktora danışılmalıdır.
MS hastalığı ile mücadele etmek için mutlaka doktora başvurarak tedavi olunmalıdır. MS tedavisinde kullanılan ilaçlar hastalığın gelişme sürecini uzatırken doktor farklı ilaç kombinasyonları oluşturarak hasta için en etkili tedavi yöntemini oluşturabilir. MS hastalığı bazı sakatlıklara neden olmadan tedaviye başlanmalıdır. MS hastalığında erken teşhis yapıldığında yüksek oranda ilk yıl hastalığın üstesinden gelinebilir. Bu nedenle erken teşhis ve erken tedavi oldukça önemlidir. Erken tedavi vücudun sinir sistemi hasarını azaltırken sakatlık riskini ortadan kaldırabilir ve daha kaliteli, sağlıklı bir hayat sürülmesini sağlayabilir. Ayrıca ms hastalığı tedavisinde son gelişmeler oldukça umut vericidir.

Sindirim sistemi, beslenme konusunda insan vücudunun merkezidir. Sindirim süreci ilk olarak koku ile başlar. Başlangıç organı ağızdır. Tükürükle birleşen yiyecekler çiğnenerek yutağa oradan da mideye giderler. Midede sindirilen besinler bağırsağa gider ve en sonunda anüsten atılır. Sindirim bozuklukları ne yazık ki kabızlık, karın ağrısı, mide ekşimesi, gaz, şişkinlik ve ishal gibi sorunlara neden olarak yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir. Hangi yemeklerin nasıl yenildiği gıda emilimini etkileyerek sindirim sisteminin çalışmasını bozabilir. Genel olarak sağlıklı bir sindirim için bazı noktalara dikkat edilmelidir. Besinlere karşı vücudun verdiği tepkiler değişebileceği için sindirim tavsiyelerini uygulamadan önce bir doktorla görüşmek yararlı olacaktır.
Sağlıklı bir sindirim sistemi için öneriler nelerdir?
– Yemek yerken sadece yemeğe odaklanın.
Yemek yerken sadece önünüzdeki yemeğe konsantre olun. TV, bilgisayar iş veya dikkatinizi dağıtan herhangi bir şeyi yemek sırasında kendinizden uzak tutun. Yemekten zevk alınması aynı zamanda stresi azaltarak vücudun saha sağlıklı bir sindirim gerçekleştirmesini sağlayacaktır. Yemek yerken mümkün olduğunda rahat olun.
– Yavaş yavaş yemek yiyin.
Yemeği hızlı yemek midenin aşırı dolmasına neden olur. Bu nedenle yemek yerken küçük lokmalar alın. Ağzınızdaki lokmaları yutmadan önce iyice çiğneyin.
Sindirim sistemi sağlığı nasıl korunur?
– Ayakta ya da uzanırken yemek yemeyin.
Yemek yerken doğru bir oturuş pozisyonunda oturulması gerekir. Bu duruş pozisyonu boğulma gibi durumların engellenmesini sağlarken yemeklerin daha kolay yutulmasına neden olacaktır. Oturarak yemek yemek midenin de zarar görmemesini sağlar.
– Az ama sık sık yemek yiyin.
Bir öğünde çok fazla yemek yemek sindirim sistemini zorlayabilir. Bunun yerine az ama sık sık öğünler halinde yemek yiyin. Küçük porsiyonların sindirimi daha kolay yapılırken vücudun yorulması da önlenebilir.
– Bol sıvı tüketin.
Bol sıvı alınması yiyeceklerin daha sağlıklı bir şekilde sindirilmesine yardımcı olur. Ayrıca bağırsak hareketlerinin de sağlıklı gerçekleşmesini sağlar. Sindirim sistemine iyi gelen meyve suları mutlaka tüketilmelidir.
Eğer bazı hastalıklardan şüpheleniyorsanız yardım alın.
Sindirim sistemine ait bir hastalık, bozukluk ya da daha ciddi bir durumdan şüpheleniyorsanız, bir gastroenteroloğa danışarak tıbbi müdahale için yardım isteyin. Alerji, gıda duyarlılığı ya da gıda intoleransları için testler yaptırmanız gerekebilir. Ayrıca sindirim sağlığı konusunda uzmanlaşmış bir diyetisyenden de yardımı isteyebilirsiniz.
Sindirim sistemi için yapılması gerekenler:
– Yüksek lif gıdalar (Yavaş yavaş diyet ve lifli gıdaların tüketimini artırmak veya yüksek lifli gıdalar yiyerek gaz oluşumunu azaltmak gerekmektedir.)
– Tahıllar
– Yalın ya da düşük yağlı protein
– Tüm meyve ve sebzeler
– Baklagiller (kuru fasulye ve bezelye gibi)
Şunları yapmaktan kaçının:
– Yemek sırasında başka bir şeyler ile ilgilenme
– Hızlı yemek yemek
– Yemekten hemen sonra yatmak
– Yeterli su içmemek
– Ciddi bir hastalık belirtisi olabilecek belirtileri görmezden gelmek
– Gün sadece bir öğün yemek
– Yağlı ve bol şekerli gıdaları tüketmek
– Lif içeren tüm gıdalardan kaçınmak
– Güvensiz olabilecek gıdaları yemek (çiğ et, çiğ süt, uygun sıcaklıklarda tutulmayan bozulması muhtemel gıdalar)
– Çok fazla miktarda kafein ya da tüketmek (Bu tüm sindirim sistemi organlarının tahriş olmasına neden olabilir.)
Bazı insanlarda sindirim sisteminde bozukluklara neden olan ve sindirim sistemine zarar veren besinler şunlardır:
– Limon, domates ve biber gibi asidik gıdalar
– Baharatlı yiyecekler
– Soğan
– Yağlı gıdalar (özellikle kızartmalar)
– Şekerli içecekler ve alkoller (Gaz oluşumuna neden olur)
– Yüksek lifli gıdalar
– Gazlı içecekler
– Süt (laktoz intoleransı)
Sindirim sağlığını etkileyen faktörler ve sindirime iyi gelen besinler yukarıda sıralanmıştır. Sindirim sorunlarının önlenmesi için tüm bu önerilere uyulması önerilir.

Diyabet neden olur?
Tıbbi adı ‘Diabetes Mellitus’ olan diyabet hastalığı, günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık %30 ile %40’ı kadarlık bir kesiminde görülmektedir. Bu hastalık halk arasında şeker hastalığı olarak nitelendirilmektedir. Hastalık kandaki şeker oranının yüksek ya da düşük olması durumudur. Metabolik hastalık kategorisinde değerlendirilir ve çoğunlukla kişinin beslenme planındaki hataların sonucunda oluşum gösterir. Diyabetin başlıca nedeni olarak söylenebilecek iki durum vardır. Bunlardan birisi pankreasın kan şekeri seviyesini kontrol etmek için yeterli miktarda insülin üretememesi durumu, ikincisi ise pankreas tarafından üretilen insülinin düzgün ve sağlıklı hücreler tarafından kontrol edilmemesi durumudur.
Diyabet çeşitleri:
Genel olarak bilinen 3 tip diyabet vardır. Bu diyabet tipleri şu şekilde sıralanabilir:
– Tip 1: Tip 1 olarak adlandırılan olan bu diyabet türü vücudun insülin üretiminde önemli rol oynamaktadır. İnsülin üretiminin azaldığı zamanlarda gelişen diyabetik durumlar kişide çeşitli belirtilerin görülmeye başlanmasına neden olur. Bu diyabet tipi genellikle gençlerde ya da yaşlılarında çok daha fazla görülen bir diyabet türüdür.
– Tip 2: Vücut hücrelerinin emerek bozduğu kan şekeri seviyesi nedeni ile görülen diyabet türüdür. Bu en zor tedavi edilen tür olarak da bilinir.
– Tip 3: Hamile bayanlar dışında kimsede görülmeyen bir türdür. Sadece hamilelerde görülen ve tedavisi de hamilelere özel ilaçlar ile yapılan bir diyabet türüdür.
Diyabet belirtileri şu şekilde sıralanabilir:
– Kan şekeri seviyesinde ani artış
– Artan idrara çıkma sıklığı
– Artan susuzluk
– Yavaş yavaş kilo kaybetme
– Yaralardaki iyileşme durumunda yavaşlama yaşanması
– Vücudun mantar oluşumuna daha uygun hale gelmesi
– Yorgunluk hissi
– Tahriş oluşumu
– Bulanık görme
– Uyuşma ya da karıncalanma hissi
– İdrarda keton varlığı
– Yüksek kan basıncı
Diyabet nasıl önlenir: Diyabete bitkisel tedavi
1. Diyabete iyi gelen bitki: Jambul
Jambul bitkisinin yaprak ve meyveleri kan şekeri seviyesini kontrol altında tutmaya yardımcı olur. Günlük olarak beslenme planına eklenmesi durumunda pankreas üzerinde etki göstererek sorunların çözülmesini sağlar.
2. Diyabete iyi gelen yiyecekler: Bitter kabak
Bir bardak dolusu bitter kabak suyu sabah aç karına içilir. Bu tedavi bir ya da iki ay boyunca vücut uygun bir şekeri seviyesine gelene kadar uygulanabilir. Herhangi bir yan etkisi bulunmamaktadır. Tadı biraz acı olabilir ancak vücut için çok yararlı olacaktır.
3. Şeker hastalığına iyi gelen besinler: Çemen
Çemen diyabet nedeni ile bozulan vücut dengelerinin kontrol altına alınmasına yardımcı olan bir bitkidir. Çemen tohumları suda ıslatılır. Bir kase suyun içerisine konulur ve gece boyunca o şekilde bekletilir. Islatılan çemenler bir sonraki sabah kahvaltıdan önce tüketilmelidir. Ayrıca toz çemen de tedavi için kullanılabilir. Bir tatlı kaşığı toz çemen bir bardak sütün içerisine eklenir diyabet tedavisi için her gün tüketilir.
4. Şeker hastalığına iyi gelen gıdalar: Guava
Guava C vitamini açısından zengin bir meyvedir. Aynı zamanda yüksek oranda lif de içermektedir. Her gün bir adet guava tüketerek kan şekeri seviyesini dengede tutmak mümkündür.
5. Mango yaprakları
Mango yaprakları geceden su dolu kase içerisine konulur ve su çekmesi için gece boyunca bu şekilde bekletilir. Islanan mango yaprakları ertesi sabah aç karnına tüketilir. Bu tedavi toz formunda da uygulanabilir. Mango yaprakları kurutulur ve toz hale getirmek için iyice ezilerek dövülür. Bu toz su ile karıştırılarak tüketilir. Etkili sonuçlar elde edilmesi için karışımın günde iki kez tüketilmesi gerekmektedir.
6. Şeker hastalığına iyi gelen baharatlar: Tarçın
Tarçın, diyabet hastalarının yaşadığı belirtileri azaltmak için faydalı olan bir diğer bitki olarak söylenebilir. 4 çay kaşığı toz tarçın 1 bardak su ile karıştırılır ve kısık ateşte kaynatılır. Bu karışımın her gün tüketilmesi vücuttaki kan şekeri seviyesinin düzenlenmesini sağlayacaktır.
7. Şeker hastalığı bitkisel tedavisi: Aloe vera
Aloe vera insan vücudunda görülebilecek hastalıkların birçoğunda doğan tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Bu bitki aynı zamanda diyabet tedavisinde de kullanılmaktadır ve oldukça etkili sonuçlar göstermektedir. Eşit miktarda aloe vera suyu, zerdeçal suyu ve defne yaprağı suyu birbiri içerisinde iyice karıştırılır. Kan şekeri seviyesinde denge bozukluğu olan kişilerin bu karışımı her gün yemekten önce aç karnına tüketmesi gerekmektedir.
8. Su
Su vücudun şeker düzeylerinin kontrol edilmesine yardımcı olur ve aynı zamanda vücudun sağlıklı glikoz seviyesini yüksek tutar. Yapılan çalışmalara göre günde 2,5 litre su tüketen diyabet hastalarının tedavisinde %25 oranında ilerleme görülmektedir.
9. Güneş ışığı
Güneş ışığı D vitamini içeren en iyi doğal kaynak olarak kabul edilmektedir. Bu vitamin kandaki yararlı glikoz oranının artmasına yardımcı olan bileşenler içermektedir. Bu yüzden güneş ışınları ile vücudun beslenmesine izin vermek gerekmektedir. Ancak gün içerisinde dışarı çıkılan saatler önemlidir. 12’den akşamüzeri 5’e kadar olan sürede dışarı çıkılması güneş ışınlarındaki zararları bileşenlerin emilmesine neden olur ve aynı zamanda ciltte ciddi yanık durumu gözlemlenebilir. Bu yüzden sabah erken saatlerde ya da akşamüzeri 5’ten sonra dışarı çıkılması gerekmektedir.
10. Diyabete iyi gelen besinler: Hint bektaşi üzümü
Hint bektaşi üzümü C vitamini açısından zengin bir besindir. Bu besin, pankreasın sağlıklı çalışarak insülin üretmesi ve kan şekeri düzeyinin korunmasına yardımcı olan bileşenler içermektedir. Diğer bir adı amla yağı olan hacı Bektaşi üzümü yağından iki çay kaşığı kadarı bir bardak suyun içerisine eklenir. Bu karışım her sabah aç karnına tüketilerek diyabet belirtilerine karşı çözüm sağlanabilir.
11. İncir yaprakları
İncir yaprağı, diyabet hastalığının tedavisinde kullanılmaktadır. Bu yapraklar içerisinde anti-diyabetik bileşenler içermektedir. İncir yaprakları bir bardak su içerisinde kaynatılarak çay haline getirilir ve tüketilir. Bu karışımdan bir bardak kadarı her sabah aç karnına tüketilmelidir. Bu tedavi diyabet hastalığının belirtilerinden kurtulana dek uygulanabilir.
12. Üzüm çekirdeği ekstresi
Üzüm çekirdeği E vitamini, flavonoidler ve linoleic asit açısından zengin bir besin olduğu için diyabet hastalığının tedavisinde kullanılabilir. Diyabet hastası bir kişi doktoruna danışarak her gün 300mg üzüm çekirdeği ekstresi kapsülü tüketmesi gerekmektedir.
13. Diyabete çözüm: Neem yaprağı
Neem yaprağı anti-mantar ve anti-bakteriyel özellikleri ile vücudun insülin gereksiniminin yüzde 50 oranında azaltılmasına yardımcı olabilmektedir.
Diyabet nasıl önlenir?
– Doktor kontrolünde egzersizler uygulayarak yavaş yavaş kilo verilmesi hastalığın hafiflemesi için faydalı olacaktır.
– Lif, kan şekeri düzeyini kontrol etmek ve aynı zamanda oluşabilecek kalp hastalıklarını önlemek amacı ile kullanılabilecek mükemmel besinlerden bir tanesidir.
– Taneli gıdaların tüketilmesi gerekmektedir.
– Alkol ve sigara gibi kötü alışkanlıkların bırakılması gerekmektedir.
– Çok şekerli içecekler yerine su, kahve, çay gibi içeceklerin tercih edilmesi gerekmektedir.
– İşlenmiş vejetaryen gıdalardan kaçınılması gerekmektedir. Bunların yerine et, tavuk ve balık gibi işlenmemiş ve taze et ürünlerinin tüketilmesi etkili olacaktır.

Gözler neden kaşınır?
Gözlerde oluşan kaşıntı genellikle bir hastalığın belirtisidir. Kaşıntı görme yeteneğini tehdit etmese de tahrişe neden olabilir ve oldukça rahatsızlık vericidir. Bu kişinin günlük yaşam kalitesini etkileyebilir. Kaşınan gözlerde en yaygın neden polen alerjisidir. Çevre kirliliği nedeniyle de olabilir. Tedavi öncesinde göz kaşıntısına neden olan etkenlerin analiz edilmesi gerekir.
Göz kaşıntısı neden olur?
• Polen alerjisi, alerjik konjonktivit kaşıntı ve kızarıklıklar
• Göz kuruluğu
• Astım, alerjik rinit ve egzama
• Kontakt lensler ve kontakt lens kullanırken hijyene dikkat edilmemesi
• Bakteriyel enfeksiyonlar
• Sıcak iklimler ve hayvan tüyleri
• Bazı kozmetik ürünlere karşı hassasiyet
Göz kaşıntısı belirtileri nelerdir?
• Gözlerde sürekli kaşıntı
• Yanma hissi
• Göz akıntısı
• Göz ve göz kapaklarında iltihaplanma
• Konjonktiva iltihabı
• Kızarıklıklar ve göz kapaklarında tahriş
• Işığa karşı hassasiyet
Genellikle antihistaminik göz damlaları kaşıntıyı rahatlatmak için kullanılır. Alerjenleri önlemek için ve gözdeki kaşıntıyı hafifletmek için oldukça etkilidirler. Ancak ilaç tedavilerinin yanı sıra kaşıntıyı gidermek için bitkisel çözümler de uygulanabilir.
Göz kaşıntısı nasıl geçer: Göz kaşıntısına bitkisel çözüm
1. Gözdeki kaşıntıya ne iyi gelir: Aloe vera
Aloe vera gözlerde oluşan kaşıntıyı hafifletmek için etkili çözümlerde biridir.
• Taze aloe vera bitkisinin yaprakları dikey şekilde kesilir ve içerisinden aloe vera jeli alınır. Bu jel, bir çay kaşığı bal ve yarım fincan mürver çiçeği çayı ile karıştırılır.
• Bu karışım gözlere günde en az iki kez uygulanır.
• Kaşıntı tamamen geçene kadar bu işlem her gün tekrar edilmelidir.
2. Gözdeki kaşıntı için sebze suları
Çiğ sebze suları, özellikle çiğ havuç suyu ve ıspanak suyu, gözlerdeki kaşıntıyı hafifletmek için oldukça etkilidir.
• Bir ya da iki taze havucun suyu sıkılır. Bu su her gün içilebilir. Gözlerdeki kaşıntının hafiflemesini sağlar.
• Ayrıca, ıspanak suyu da her gün tüketilebilir.
• Havuç suyu ve ıspanak suyu karıştırılarak da tüketilebilir.
3. Göz kaşıntısına iyi gelen bitkiler: Çemen otu tohumu
Çemen otu tohumu gözlerden oluşan kaşıntı sorunlarını tedavi etmek için kullanılan bir diğer çözümdür.
• Çemen tohumları suda yaklaşık 8 ya da 10 saat bekletilir. Ardından ezilerek pürüzsüz bir hamur haline getirilir.
• Bu hamur gözlerin üzerine uygulanır ve yaklaşık 20 dakika kadar bu şekilde beklenir.
• Ardından gözler soğuk su ile yıkanır.
• Bu işlem gözlerdeki kaşıntıdan kurtulmak için günde 2 kez tekrar edilebilir. Düzenli olarak kullanılması önerilir.
4. Göz kaşıntısına çiğ patates
Çiğ patates de gözlerdeki kaşıntıyı gidermek için kullanılabilir.
• Ham temizlenmiş patates ince yuvarlak dilimler halinde kesilir. Kesilmiş dilimler, birkaç dakika için buzdolabında saklanır.
• Ardından soğuk bir şekilde patates dilimleri gözlere uygulanır ve yaklaşık 30 dakika kadar bekletilir.
• Kaşıntıyı hafifletmek için işlem günde 3 kez tekrarlanabilir.
5. Gözdeki kaşıntı için soğuk süt
Süt de kaşıntıyı hafifleten çözümlerden biri olarak kabul edilir.
• Temiz bir pamuk yardımı ile soğuk süt doğrudan gözlere uygulanabilir.
• Bu pamuk gözler üzerine yerleştirilir ve yaklaşık 15 ya da 20 dakika bekletilir.
• Etkili sonuçlar almak için günde 3 kez işlem tekrar edilebilir.
Gözdeki kaşıntıya ne iyi gelir?
6. Su ve tuz
Su ve tuz kaşıntılı gözlerin tedavisi için kullanılan bir diğer yöntemdir.
• Bir bardak suya bir çay kaşığı tuz eklenir.
• Bu karışım biraz kaynatılır ve ardından soğuması beklenir. Soğuduktan sonra karışım ile gözler yıkanır.
7. Altın mühür
• Altın mühürden iki çay kaşığı alınarak bir bardak su ile karıştırılır.
• Bu su kaynatılır ve kaşıntılı gözlerden kurtulmak için sıcak kompres halinde uygulanır.
• İşlemin günde 3 kez tekrar edilmesi tavsiye edilir.
8. Su
• Su tüketimi artırılmalıdır.
• Gözleri nemli tutmak için her gün en az 10 ya da 12 bardak su içilmelidir.

İshal nasıl olur?
İshal genellikle sindirim sisteminde oluşan bir hastalık nedeni ile oluşur. Bazı durumlarda stres ve gerginlik de ishale neden olabilir. Başlıca belirtileri karın ağrısı, şişkinlik, kramp, bulantı ve ani gelen tuvalete çıkma hissi gibi belirtilerdir. İshal ciddi bir sorun olmasa da uzun sürdüğünde tehlikeli olabilir ve sıvı kaybına neden olabilir. İshal için ilaç tedavisinin yanı sıra bazı bitkisel çözümler de denenebilir.
İshal nasıl geçer: İshale bitkisel çözüm
1. Vücudu nemli tutmak
İshal durumlarında vücutta sıvı kaybı oluşur. Sıvıyla birlikte aynı zamanda mineral kaybı ve sodyum, potasyum ve klorür gibi vücudun işleyişini için kritik olan elektrolitlerin kaybı da gerçekleşmektedir. Bu nedenle sıvı kaybını en aza indirmek oldukça önemlidir.
Gerekenler:
• Su – 1 litre
• Tuz ½ çay kaşığı
• Şeker – 4 çay kaşığı
• Limon suyu birkaç damla
Talimatlar:
• Su içerisine tuz, şeker ve limon suyu eklenir.
• Şeker granülleri de suya karıştırılır.
• Bu sıvı gün boyunca küçük miktarlarda sık sık içilir.
Sıvı alımı da artırılmalıdır. Günde 8 ya da 10 bardak su içilebilir. Suyun yanı sıra vücudu nemli tutmak için gün boyunca diğer sıvılar da alınabilir. Çorba, tavuk suyu, ayran, meyve suları ce sebze suları tüketilebilir.
2. İshale yoğurt iyi gelirmi?
İshal eğer bağırsaklardaki bakteriler nedeni ile oluşuyorsa yoğurt tüketilebilir. Canlı ve yararlı bakteriler içeren yoğurt bağırsakta bulunan zararlı bakterilerin yok olmasına yardımcı olabilir. Yoğurt eski çağlardan beri dünyanın birçok yerinde ishal tedavisi için kullanılmaktadır. Probiyotik yoğurt, ayrıca ishale neden olan bazı antibiyotiklerin olumsuz etkilerini de en aza indirir. Sade yoğurda biraz baharat ya da meyve eklenerek tüketilebilir.
Gerekenler:
• Kimyon tohumu
• Çemen otu tohumu
• Yoğurt – 1 kase
Talimatlar:
• Biraz kimyon tohumu ve çemen tohumu kızartılır.
• Kızartılan baharatlar ezilir ve toz haline getirilir.
• 1 kase yoğurda 4 çay kaşığı baharat karışımı eklenir.
• Karışım her gün tüketilebilir.
Baharatlı yoğurt günde birkaç kez tüketilebilir.
3. İshale neden olan yiyecekler: Süt ve süt ürünlerinden kaçınmak
Sindirim sistemi bazı gıdaların emilme sürecinde zorlanabilir. Süt ve süt ürünleri bu gıdalar arasında yer almaktadır. Özellikle irritabl bağırsak sorunlarında hastalığın belirtilerini şiddetlendirebilir. Süt, peynir ve hatta tere yağ kesinlikle tüketilmemelidir. Ancak yoğurt tüketilmeye devam edilebilir. Kaçınılması gereken gıdalar:
• Süt
• Peynir
• Tereyağı
• Şekerli meyveler, çok şekerli yiyecekler ve içecekler
• Yağlı besinler
• Soğuk sıvılar
• Meyve suları (früktoz oranı daha yüksek miktarda olanlar)
• Elma suyu, meyve suyu (müshil etkisi vardır)
• Fasulye, lahana ya da brüksel lahanası
• Lif açısından zengin yiyecekler; yulaf ezmesi gibi
• Kafeinli içecekler
• Baharatlı gıdalar
• Alkol
Bu tür gıdalar kaçınmak ishal tedavisine destek olmak için oldukça önemlidir. Aynı zamanda egzersiz, spor, dans vs yapılarak kan akışı hızlandırılabilir.
4. İshale iyi gelen yiyecekler
Gerekenler:
• Üzüm kökü – 2 çay kaşığı
• Kurutulmuş sardunya veya kırmızı ahududu yaprakları – 1 tatlı kaşığı
• Karanfil – 1 ya da 2 diş
• Papatya – ½ çay kaşığı
• Su – 2 su bardağı
Talimatlar:
• Su kaynatılır.
• İçerisine üzüm kökü eklenir ve 10 dakika daha kaynatılır.
• 10 dakika sonra diğer malzemeler de eklenir.
• Ateşten alınarak 10 ya da 15 dakika demlenmeye bırakılır ve içilir.
5. İshali azaltan yiyecekler ile ishal diyeti
Muz, pirinç, elma sosu ve tost gibi besinler ile diyet yapılabilir.
Muz: Potasyum seviyesini kontrol altına almaya yardımcı olur.
Pirinç: Haşlanmış pirinç, düşük lifli karbonhidrat içeriği ile bağırsaklardaki rahatsızların yatışmasını sağlar.
Elma sosu: Pektin içeriği ile bağırsakların düzene girmesine yardımcı olur.
Tost: Kızarmış ekmek de mide asidinin azalmasını sağlar.

Bronşit nasıl olur?
Bronşiyal tüp zarının iltihaplanması sonucu bronşit oluşur. Bronşiyal tüpler ve akciğerlerde oluşan iltihap öksürüğe ya da mukus üretiminin artmasına neden olabilir. Bronşit, akut veya kronik olabilir. Akut bronşit genellikle soğuk algınlığı nedeniyle ya da solunum yolu enfeksiyonu nedeniyle olur. Kronik bronşit ise özellikle sigara nedeniyle bronşiyal tüplerin sürekli tahrişi nedeniyle oluşur. Akut bronşit durumu birkaç gün içinde iyileşse de öksürük haftalarca devam edebilir. Kronik bronşit için ise mutlaka tıbbi yardıma ihtiyaç vardır.
Bronşit neden olur?
Nedenlerine göre bronşit çeşitleri:
• Akut bronşit: Bir viral enfeksiyon nedeniyle oluşur. Soğuk algınlığı ve grip virüsleri bronşite neden olabilir. Tahriş; duman ve toz teneffüs edilmesi ile üst solunum yollarında yayılır.
• Kronik bronşit: Aylarca sürebilen kronik bronşitin en önemli sebeplerinden biri sigaradır.
Bronşit belirtileri nelerdir?
En yaygın akut ya da kronik bronşit belirtileri şunlardır:
• Öksürük
• Solunum yollarında mukus üretimi
• Göğüs bölgesinde rahatsızlık
• Yorgunluk
• Hafif ateş
Akut bronşit belirtileri nelerdir?
• Kuru öksürük ile başlayan solunum yolu sorunları
• Mukus ya da balgamda sarılık veya yeşilimsi renk oluşumları
• Öksürürken hırıltı çıkması
Kronik bronşit belirtileri nelerdir?
• Normal öksürük ve büyük miktarlarda kalın mukus
• Solunum güçlüğü
• 3 ay kadar süregelen öksürük atakları
Bronşite ne iyi gelir: Bronşit için bitkisel tedavi
1. Bronşite soğan suyu
Bronşit tedavisi için en kolay ev ilaçlarından ilki soğandır. Soğan, mukus ve balgam birikiminin çözülmesine yardımcı olur.
• Beş ya da altı arpacık soğan biraz şeker ile birlikte tüketilebilir. Bu balgamın çözülmesine yardımcı olacak ve solunum yollarını rahatlatacaktır. Her gün birkaç kez işlem tekrar edilebilir.
• Ayrıca bir orta boy soğanın suyu sıkılır. Bir çay kaşığı ya da iki çiğ soğan suyu her sabah tüketilir.
• Çiğ soğan, günlük sebze salatalarının içerisinde de tüketilebilir.
2. Sülfat
Sülfat yani epsom tuzu banyo suyuna eklenebilir. Akut bronşit belirtileri tedavisi için en iyi bilinen çözümlerden biridir. Günde iki kez epsom tuzlu su ile banyo yapılabilir. Banyonun özellikle geceleri yapılması önerilir.
• Bir kilogram epsom tuzu 60 litre sıcak suya eklenir.
• Tuz suda tamamen eridikten sonra bu su içerisinde göğüs bölgesi de dahil olmak üzere yarım saat beklenir.
• Bu işlem akut bronşit tedavisine yardımcı olmak için her gün 1 kez tekrarlanabilir.
3. Susam
Susam ise kronik bronşit belirtilerini azaltmaya yardımcı olan etkili bir maddedir. Özellikle göğüs ağrısında oldukça etkili sonuçlar verir.
• Yarım çay kaşığı susam tohumu tozu iki yemek kaşığı su içinde karıştırılır.
• Bu susamlı su bronşitte iyileşme sürecini hızlandırmak için günde iki kez içilir.
• Ayrıca bir tatlı kaşığı keten tohumu, bir çay kaşığı susam ve bir tutam tuz iyice karıştırılır. Bu karışıma bir çorba kaşığı bal eklenir.
• Bu karışım özellikle yatmadan önce her gece tüketilebilir.
4. Bronşite tuzlu su gargarası
Bronşit ile ilişkili çeşitli belirtileri durdurmak için tuzlu su gargarası da yapılabilir. Bu tür gargaralara boğaz iltihabını rahatlatmaya yardımcı olur ve ayrıca tahrişe neden olan boğaz mukusunu azaltır.
• Bir bardak ılık suya bir tatlı kaşığı tuz ya da kaya tuzu eklenir. Suda tuzun tamamen erimesi beklenir.
• Bu su ile gargara yapılır. Gargara; tahriş ve boğaz iltihabını azaltmak için günde birkaç kez, her gün tekrar edilebilir.
• Tuz miktarı önemlidir. Küçük bir miktar tuz bronşit için etkili olmaz. Bu nedenle en az bir çay kaşığı tuz kullanılmalıdır.
5. Bronşit için portakal suyu
Portakal suyu da akut bronşit belirtileri tedavisi için etkili bir çözümdür. Portakal suyu vitamin ve mineraller açısından zengin ve aynı zamanda boğaz ağrısı için mükemmel bir besindir.
• Aç hissedildiğinde 1 bardak portakal suyu içilebilir. Bu bronşit semptomlarını azaltmak için birkaç gün tekrar edilebilir.
6. Zerdeçal bronşit tedavisi
Zerdeçal tozu antiseptik ve anti enflamatuar özellikleri ile bronşit tedavisinde de kullanılmaktadır. Öksürüğü hemen kesecektir.
• Bir bardak süte bir çay kaşığı zerdeçal tozu eklenebilir.
• Bu karışım kaynatılır ve ılınana kadar beklenir.
• Karılım günde 3 ya da 4 kez tüketilebilir. Bronşit semptomları azalacaktır.
• Daha iyi sonuçlar için sabahları aç karna tüketilmesi önerilir.
• Aynı zamanda akciğerlerde biriken mukusu dağıtmaya yardımcı olur.
7. Bronşite zencefil bal
Zencefil soğuk algınlığı tedavisi için kullanılan doğal bir çözümdür. Aynı zamanda bronşit tedavisinde de çok etkilidir. Akciğerlerdeki tahriş, şişlik ve iltihaplanmayı yatıştırır. İnflamatuar özelliklere sahiptir. Çay şeklinde tüketilebilir.
• Bir bardak suya 1 çay kaşığı kuru zencefil tozu ve bir çay kaşığı karabiber eklenir. Ardından iyice karıştırılır ve kaynatılır.
• Soğuması beklendikten sonra içerisine bir çay kaşığı da bal eklenir.
• Daha iyi sonuçlar için bu çay günde 2 kez içilmelidir.
• İnce bir toz haline getirilen malzemeler; toz karabiber, karanfil tozu ve kuru zencefil tozu eşit miktarda karıştırılır. Bir yemek kaşığı bal ve süt ile karıştırılır. Bu karışımın tüketilmesi bronşit semptomlarını azaltmaya yardımcı olur.
8. Su
Bronşit sorunu için en basit yöntemlerden biri de sudur. Katı gıdalar boğazı tahriş edeceği için sıvı gıdalar tüketilmelidir. Ayrıca bol bol su tüketilmelidir.
• Bronşit belirtilerini hafifletmek için günde en az 10 ya da 12 bardak su içilmesi tavsiye edilir.
• Ayrıca sade su ile birlikte sebze suları ve taze meyve suları da tüketilebilir.
• Ayrıca dondurma tüketmek de bilinenin aksine boğaz iltihabını azaltmaya yardımcı olur.
• Alkol ya da kafeinli içeceklerin çok sık tüketimini su kaybını artıracaktır. Bu nedenle bu tarz gıdalardan kaçınılmalıdır.
9. Bronşite buhar tedavisi ve okaliptüs yağı
Bronşit belirtilerinden biri olan öksürüğü hafifletmek için buhar terapisi uygulanabilir. Bu işlem sırasında yumuşatıcı etkisi ile okaliptüs yağı kullanılması tavsiye edilir. Solunum yollarını tıkayan balgamın giderilmesine yardımcı olur ve aynı zamanda anti bakteriyel özellikleri de vardır. Ağrılı ve iltihaplı boğazın iyileşmesine yardımcı olur. Ayrıca biriken mukusun dağılmasını sağlar ve göğsü yumuşatır.
• Kaynar su dolu bir kase içine birkaç damla saf okaliptüs yağı eklenir.
• İyice karıştırılır ve çıkan buhar teneffüs edilir. Günde 3 ya da 4 kez uygulanabilir. Bronşit semptomları azaltmada oldukça etkili bir çözümdür. Birkaç gün düzenli yapılması tavsiye edilir.
10. Bronşite bal
Bal, tıbbi özellikleri ile pek çok hastalık için kullanılan bir çözümdür. Bronşit için ise öksürük tedavisinde kullanılmaktadır. Boğazı yatıştırırken aynı zamanda var olan iltihabı azaltmaya yardımcı olur. Ayrıca antibakteriyel ve antiviral özellikleri de vardır. Vücudun bağışıklık sistemini geliştirmesine de yardımcı olur.
• Bitkisel çayların içerisine bir çay kaşığı eklenerek tüketilebilir.
• Bronşit semptomlarını azaltmak için günde üç kez bu bitkisel çaylar içilmelidir.
• Bir bardak ılık limonlu suya bir çorba kaşığı bal da eklenebilir. İyice karıştırılır ve içilir. Bu karışım inflamasyonu azaltmak için günde 2 kez içilebilir.